Toplumsal Uzlaşma

"Toplumsal -uzlaşma" isimli bir tartışma grubunda, aşağıdaki paragraflar öneri olarak sunulmuştur. 
Toplumsal Uzlaşma
Konu 1:
İnsanlar karşılıklı olarak birbirlerinin hizmetlerine muhtaç oldukları için bir araya gelirler. Bu birlikte yaşam sistemine toplum hayatı denir, dolayısıyla toplumsal sistemin kurallarını da insanlar (daha doğrusu bir iş veya hizmet üreten insanlar) ortaklaşa oluşturmalılar. Ama şimdiye dek toplumların organizasyonu hep tepedeki birilerince oluşturulmuştur.
Organizasyonu tepeye bağımlı olacak şekilde örgütlenmiş tüm toplumlarda insanlar toplumsal sistemin kurallarının tepedeki bir zümre tarafından belirlenmesine alışmışlardır. Bu nedenle bu tür toplumlarda insanlar arasında anlaşıp-uzlaşmaya götürücü tartışma adabı gelişmemiştir. Tersine, insanlar, ya kendi oluşturdukları veyahut da kendilerine empoze edilen bir görüşü savunma amacıyla tartışmalara girerler. Amaç baştan böyle olunca da, tartışmalar genellikle anlaşmayla değil, kavgayla-savaşla sonuçlanır, çünkü ana hedef ortak bir uzlaşma sağlanması değil, savunulan görüşü, karşı tarafa empoze etme yarışıdır.
Bizlerin karşı-karşıya olduğumuz en temel sorun bu noktada düğümlenir.

Bu kör-düğümü çözmek için bazı uzlaşma ilkeleri oluşturmak ve bunlarda bir görüş birliğine varmak gerekir.

1-     Kendi fikrini empoze etmek için değil, asgari müştereklerde anlaşmak için masaya oturacaksın.  Kişisel düşüncelerde ısrarlı olmak, uzlaşma taraftarı olmamak anlamına gelir. 

2-      Ayrıntılarla değil, konunun ana hattı üzerinde tartışmaya başlayacaksın. Ayrıntılara sonradan girilip, gerekli düzeltmeler yapılabilinir. Karşılıklı olarak anlaşıp-uzlaşma, karşımızdakinin fikirlerini en ayrıntısına kadar incelemek ve sunulan görüşün kabul edilebilir kısımlarını ortaya koyup, kabul edilemeyenleri belirtip, üzerinde değişiklik yapılması gereken konuları ayırmakla başlamalıdır.

3-      Bir fikri tümüyle reddetmek, o konuda kişisel olarak daha iyi bir öneri sahibi olunmasını gerektirir. Kişisel olarak bir çözüm formülü olmayan birinin, bir öneriye karşı çıkması, tamamen mantık dışı bir davranıştır. Yani sırf muhalefet yapmış olmak için bir öneriye karşı çıkmak, hatalı bir geleneğin sürdürülmesidir.

4-      Bir önerinin herhangi bir yönünü tenkit etmeye kalkmadan önce, öneri sahibine “sizin yazdıklarınızdan şunu mu anlamam gerekir?” gibi, önerinin konuya dair ana fikrini doğru anlayıp-anlamadığınızı kontrol etmeniz gerekir. Bu daha sonraki birçok yanlış anlamayı ve kısır tartışmaları minimuma indirgemek için gereklidir.

5-      Tartışılan konulardaki temel kavramların tanımında karşılıklı olarak anlaşacaksın: Bir insan bir şey anlatırken "muz" tarif etmek istiyorken, karşısındaki "salatalık" anlıyorsa, kullanılan bazı terimlerin anlamlarında karşılıklı bir uyuşmazlık olması söz konusudur. Onun, için, (4) nolu kuralı uygulayıp, hangi terimin tanımında uzlaşma sağlanması gerektiğini saptayıp, o terimin tanımında anlaşmalısınız.

6-     Tartışmalarda karşındakini aşağılayıcı- rencide edici tutum ve davranışlardan kaçınacaksın.

7 -     Bir konu üzerindeki tartışmalarda bir sonuca ulaşmadan, başka konular ortaya atarak, hedefi dağıtmayacaksın.
8 -Bir görüşe karşı çıkıldığında, sunulan fikrin beğenilmeyen yönünü belirttikten sonra  mutlaka bir düzeltme önerisi sunulması gerekir, çünkü, “ben şu noktaya karşıyım” demek, ve bir alternatif öneri sunmamak, o konu hakkında yeterli bilgi ve birikime sahip olmamak anlamına gelir.
9-   Bilgi (akıl) ve mantığa dayandıramadığın bir görüş ileri sürmeyeceksin.  Çünkü:  İnsan olmanın sorumluluğu vardır ve önemle dikkate alınması gerekir. O da şudur:
Doğada her şey sürekli değiştiği için, insanı oluşturan hücreler de insan beynini, “çevrende  neler olup-bitiyor, bunları araştır da, ona göre işlem yapılsın” mantığıyla, muazzam senaryolar üretecek şekilde oluşturmuşlardır. Bilgi ve mantık insanların sorunlarına çözüm bulma yeteneğidir. Kafanızdaki bilgiler “doğruysa” ve mantığınız sağlamsa, doğadaki oluşum ve gelişimleri “doğru” değerlendirirsiniz ve uygun çözümler bulup, sorunlarınızı çözersiniz.  Ama kafanızdaki bilgiler yanlışsa, mantığınız o yanlış bilgilerden etkileneceğinden, hep yanlış kararlar alırsınız ve sorunlarınızı çözemezsiniz.

(Konu 1) başlığı altında yukarıda sunulan önerilerde bir hata buluyorsanız,  bunları düzeltme öneri(ler)nizle  birlikte ortaya koymanız  rica olunur.



Konu-2
Toplumumuz sürekli artan sorunlarla boğuşuyor:
         Her gün bir bomba patlamasıyla onlarca masum insan hayatını kaybediyor, kimsenin  can güvenliği yok;
         Hak-hukuk sistemi işlemiyor (işlerse de çok gecikmeli işliyor);
         Bilinçsiz ziraat usulleriyle topraklarımızdaki doğal denge alt-üst olmuş, sularımız kirlenmiş, denizlerimizde balıklar tükenme aşamasında;  GDOlu besinler sağlığımızı tehlikeye sokuyor,
         Güneş ve rüzgar enerjisiyle dışa-bağımlıktan kurtulmak mümkünken, enerji kaynağımız tamamen petrol ve doğalgazla dışa bağımlı durumda;
         Zararlı  radyoaktif atıklar üreten nükleer enerji santraları yapılması planlanmış, halbuki radyoaktif ürün üretmeyen “low energy nuclear reactions” sistemi araştırmalar 3-4 sene içinde tehlikesiz nükleer enerji santralarının piyasaya çıkacağını çoktan müjdelemiş durumda;
         Trafiğe her gün yeni arabalar katılıyor, park yerleri yetersiz olduğundan, arabalar ana-yolların kenarlarına park ederek trafiği felce uğratıyor;
         Eğitim sistemimiz tamamen yozlaşmış, üniversite mezunları bile yazım-kurallarına uygun bir sayfalık bir kompozisyon metni ortaya koyamıyorlar; üniversite mezunlarının ellerinde bir diploma var, ama hiç biri diplomanın gerektirdiği mesleği icra edecek bilgiye sahip değil;
         Hayatımızda her gün yeni bir oluşum-yeni bir kimyasal maddeyle karşılaşıyoruz, her yeni maddenin kendine has bir “plasmonu”, yani çevreyle etkileşimini sağlayan bir sinyali var. Çocuklarımıza bu yeni sinyali nasıl değerlendirmesi gerektiğini öğretmek zorundayız, ama eğitim sistemimiz “başka bilgilerle” doldurulmuş ve bu yeniliklere zaman bulunamıyor.
         Zaman faktörü, dünya-evren genelinde sürekli bir değişim-dönüşümü zorunlu kıldığından, sürekli yeni oluşumlar-maddeler-insanlar ortaya çıkıyor; bu yeni oluşumlarla insanların davranışlarının uyum içine sokulması gerekiyor. Tepeye bağımlı (liderli) sistemde bu mümkün olmadığından (çünkü kişi özgürce bir karar alamadığından) sorunlar her gün çoğalarak artıyor.
         Teknolojik gelişimler “dünyayı” küçültmüş, insanlara arası etkileşimleri uluslar arası boyuta taşımıştır. Cep telefonlarıyla dünyanın öte-ucundaki biriyle haberleşip, dünya genelinde yararlı veya zararlı bir eylem yapılabilinmekte, bu ise dünya genelinde uyanıklık ve uzlaşma gerektirmektedir.
         Enflasyon-işsizlik her geçen gün artarak devam ediyor; vs. vs.
Tüm bu sorunlar ancak “bilgi” ile aşılabilir, ama okullarımızda-üniversitelerimizde “işe yarayan bilgi” oluşturulup-aktarılamıyor. Tersine,
         “hayatın neden doğum-ölüm döngüsü üzerine oturtulduğunu”
         Neden sürekli değişim-dönüşüm içinde olunduğunu,
         “Ruh” dediğimiz canlılık öğesinin nerden nasıl kaynaklandığını
         Zaman ve hayat arası ilişkilerin nasıl oluşup-geliştiğini
açıklayamayan “statik sistemli” bilgiler öğretilmeye devam ediliyor ve toplumsal sorunların kaynağı olan tepeye bağımlılık tohumları ekilerek hayat cehenneme çevriliyor! Yani insanlık binlerce yıldır, çocuklarına statik sistemli bir doğa ve hayat bilgisi vererek, dinamik sistemde yaşayacak şekilde oluşturulmuş insanların zombileşmelerine, dolayısıyla hatalı davranışlarda bulunmalarına neden olmuşlardır. Zombileşme, bir canlıya, belli bir davranışta bulunma bilgisi veya bir davranışı tetikleyici belli kimyasal maddeler verilerek, canlının normal davranışından saptırılması olayıdır. “Devlet” olarak tanımlanan toplumsal sistemlerde toplumun sevk ve idaresi tepedeki bir kişi veya zümreye teslim edildiğinden, tepedekiler halkın pasif şekilde davranıp, tepeden verilecek emirlere uymalarını sağlayıcı bilgilerle halkı zombileştirmişlerdir. Halk asırlardır kendi çıkarlarına ters davranışlarda bulunmaya alıştırılmıştır.  Zombileşme hakkında temel bir bilgi için şu adrese gidiniz: http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/2014/03/dom-toplum.html
Zombileşmiş insanların normal davranışa geri döndürülmesi ise, bir delinin bir kuyuya attığı taşı 40 akıllının çıkaramaması gibi zor bir durumdur.  


Konu-3
Peki bu sorunlar yumağından nasıl kurtulabiliriz?
Sizler, “artık bıçak kemiğe dayandı”, artık kan akmasın, insanlar huzur ve güven içerisinde yaşamaya başlasın diyorsanız, “Benim kırmızı çizgim var, oradan öteye geçemem” demeyecek ve karşılıklı olarak herkesle masaya oturup konuşmaya, asgari müştereklerde uzlaşmaya başlayacaksınız.
Üzerinde uzlaşmaya varılması gereken en temel nokta, atalarımızın “Tanrı veya Allah” olarak tanımladıkları yaratıcı-yönlendirici güç sisteminin nasıl olduğu konusudur.
Doğa sürekli değişim-dönüşüm içindeki dinamik bir sistemdir. Dinamik sistemler, “information & self-organisation = bilgilen & örgütlen” olarak özetlenen Dinamik Sistemler Fiziği ilkelerine göre işlerler. Toplum hayatı da tamamen dinamik bir sistemdir ve sorunları da bilgi oluşturularak çözülebilirler.
Ama okullarımızda-üniversitelerimizde “işe yarayan bilgi” oluşturulup-aktarılamıyor. Tersine, “statik sistemli” bilgiler öğretiliyor. Yani insanlık binlerce yıldır, çocuklarına statik sistemli bir doğa ve hayat bilgisi vererek, dinamik sistemde yaşayacak şekilde oluşturulmuş çocuklarının zombileşmelerine, dolayısıyla hatalı davranışlarda bulunmalarına neden olmaktadırlar.
Dinamik Doğadaki Oluşum Mekanizması (DOM)nın, en azından, şu bölümleri okunup-anlaşılmadan doğadaki yaratıcılık-yönlendiricilik faktörünün (yani Tanrı veya Allah kavramının) anlaşılması olanaksızdır. Dolayısıyla önce şu dosyaları okumanız ve gerekli doğal sistem bilgilerini özümsemeniz şart ve gereklidir, çünkü bilgi sahibi olunmadan, fikir-görüş oluşturulamaz. (DOM-3 ve DOM-4 çok yakın zamanda yeniden düzenlenmiştir ve önceki versiyonları okumuş olanların da mutlaka tekrar okumaları gerekir.)
DOMun-Özü
DOM-1    Giriş

DOM(2)- Doğada İşler nasıl yürür? Ne neye, kim kime bağımlı olarak gelişir?

DOM (3)- Enerjinin kökeni ve kuantum kavramının ortaya çıkışı

DOM (4)- Zaman ve Hayat

Bu konularda temel bir bilgiye sahip olduktan sonra, şu görüşlerde uzlaşmak mümkündür:
         Allah görünmezdir, çünkü kuantsaldır, çok- çok küçüktür;
         Allah her zaman her yerdedir, çünkü çevremizdeki her şey, her yer kuantsal öğelerin oluşturdukları atom-moleküllerle doludur.
         Kuantsal öğeler evrensel ölçekte birbirleriyle anında etkileşip, evrensel ölçekte bir düzen oluşturulmasını sağladıkları için, kuantsal ”Allah” evrensel ölçekte düzen oluşturucudur.
         Allah varlıkların dışında değil, içindedir, onun için tasavvuf denilen (Ene’l Hak, bir ben vardır, bede benden içeri gibi) düşünce sistemleri oluşturulmuştur.
Gerçekten Allah’ı anlamak isteyen bir insan,
         Neden sürekli değişim-dönüşüm içinde olunduğunu,
         “Ruh” dediğimiz canlılık öğesinin nerden nasıl kaynaklandığını
         Zaman ve hayat arası ilişkilerin nasıl oluşup-geliştiğini
         hayatın neden doğum-ölüm döngüsü üzerine oturtulduğunu
açıklayamayan bir görüşe inanmakta devam etmez.
Şimdi bir sonraki çözüm şamasına geçebiliriz.
                    Toplumsal sorunların kaynağının tepeye bağımlılık olduğu, DOMun-özü dosyasında çok net bir biçimde ortaya konulduğu halde, insanların çoğunluğu hala tepeye bağımlılıktan kurtulup, kendi kaderlerini kendi tayin etmeye çabalamıyorlar. Bunun temel nedeni ise, halkın çoğunluğunun zombileşmiş olması ve kendi zararına olan bir işleme devam etmesidir.
                    Zombileşmiş insanlar dinamik sistemin gerektirdiği kendi çıkarlarını gözetmek yeteneğinden uzaklaşmış olduklarından, “bilgilen ve örgütlen” olarak özetlenen dinamik sistem davranışını yerine getiremezler. Bu nedenle zombileşmiş toplumların kurtulmaları çok zor olacaktır.
                    Bu zorluğu aşabilmenin yolu, internet gibi yaygın haberleşme ve etkileşme ortamlarından yararlanarak, Dinamik Doğal Oluşum Mekanizması (DOM) bilgilerini özümseyip-savunacak insan sayısını, belli bir eşik değerinin üzerine çıkartmaktan geçer. Ancak o zaman toplum kaderinin belirlendiği TBMMeclisine girilerek millet-vekillerini toplum yararına bir işlem yapmaya çalışılabilinir.
                    Bir seçim döneminde “Toplumsal Uzlaşma” gibi yeni bir oluşum içinde bu seçime girilir.  (Parti demiyorum, çünkü party= kısım, bir bütünün bir parçasıdır, bu yeni oluşum ise, çözümden yana olan herkesi kapsar. Çözüm istemeyen de olmadığına göre, tam manasıyla herkesin oluşturduğu bir bütündür)
                    Millet vekili adaylıklarına mensubu olduğunuz iş-kolunu temsil edecek ve o alanda mesleğinde en bilgili- en dürüst olduğuna inanılan ve DOM-sistemini özümsemiş adaylar önerilir.
                    Mevcut yasalara göre örgütlenilir ve seçime katılınır.
                    Seçim barajı aşılıp meclise girilip bir grup kurulunca, toplumun en önemli sorununun, topluma huzurlu bir ortam sağlanamaması olduğu vurgulanarak, milletin vekilleri olarak seçilenlerin neden toplumda huzuru sağlayacak ortak bir görüşte birleşemedikleri konusu ortaya atılır.
                    Toplumsal uzlaşma için bazı temel ilkelerde uzlaşılarak soruna yaklaşılması önerilir ve (Konu 1)de önerilen ilkeler tartışılır. Sizler bu ilkelerin uzlaşma için şart ve gerekli olduğunu görüp-kabul ettiğinize göre, meclistekilerin de kabul etmesi beklenir.
                    En önemli uzlaşma unsurunun “ANAYASA” ve anayasal haklar olduğu düşünülürse, ilk tartışılıp-uzlaşılacak konunun anayasa maddeleri olduğu aşikardır.
                    Anayasada yapılacak il temel değişiklik, “devlet” sözcüğü yerine “toplum” sözcüğünün konulması ve paragrafların, DOM-görüşüne göre yeniden düzenlenmeleri  olacaktır.
                    Bu düzenlemelerde özellikle milli eğitim sisteminin statik sistemli eğitimden arındırılıp, dinamik görüşe göre düzenlenmesine ve diyanet-işleri-başkanlığının doğadaki yaratıcı-yönlendirici-güç sistemini doğa-bilimsel verilere göre halka anlatmalarının sağlanması olduğu vurgulanır.
                    Bunlar başarılabilirse, tüm dünyaya örnek olabilecek yep-yeni bir toplumsal hayat anlayışı ortaya çıkmış olur ve insanlığın altın çağı başlar.

Şimdi aşağıya mevcut anayasamızın ilk 4 madde-metnini ve bunların DOM-görüşüne göre nasıl değiştirilmeleri gerektiği konusunda bir öneri sunuyorum.
MADDE 1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
MADDE 1- Türkiye Toplumu, uluslar arası anlaşmalara göre “Türkiye” olarak belirlenen sınırlar içindeki coğrafik alanda yaşayan canların oluşturduğu ortak yaşam sistemidir.
MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
MADDE 2- Türkiye Toplumu, üzerinde yaşayanların karşılıklı hizmet alış-verişine dayanan  canlılık haklarına saygılı bir hukuk toplumudur.
MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
MADDE 3- Türkiye Toplumu ülkesi bölünmez bir bütündür. Resmi dili halk arasında en yaygın anlaşma unsuru olan Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
MADDE 4- Anayasanın 1 inci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2 nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
MADDE 4- Anayasanın her maddesi, doğa ve dünyadaki değişim-dönüşümler dikkate alınarak, toplumun genel isteği doğrultusunda her zaman değiştirilebilinir.

Sonuç şu olmuştur:
Bir haftadır “Toplumsal Uzlaşma” konusunda yazılar yazıyor ve katılımcılarla sorunlarımızın çözümü yolunda bir adım atılmasını umuyorum. Yüz kadar katılımcı var. Sunulan öneriyi beğenen yaklaşık 10 kişi, görüş belirten yok. Yani toplumsal sorunlarımızın çözümü için bir araya gelen 100 kişiden 10’u uzlaşabiliriz mesajı veriyor, %90’ı tepkisiz, pasif kalıyor.
İnsanlar kendilerini derinden ilgilendiren bir konuda neden “pasif” kalırlar?
Yale Üniversitesinde bir grup araştırmacı, insanlarda ahlak, iyilik, kötülük, uzlaşma gibi konuların, doğuştan mı yoksa sonradan verilen eğitimle mi olduğunu araştırmak için  bebeklerin davranışlarını incelemeye karar verirler ve bir  “Bebek laboratuarı”  kurarak, 3 aylık ve daha yaşlı bebeklerle deneyler yapıp, bu konuda bir rapor hazırlarlar:  Hamlin, J.K, Wynn, K. Bloom, P. 2007: Social evaluation by preverbal infants.  Nature 450, 557-559.
Bu araştırmada yapılan bir deney ve sonucu aşağıdaki gibidir:
Bir kukla oyunu oynanır; üç kukla vardır, biri bir kutuyu açmaya çalışır
                    İlk versiyonda, yeşil önlüklü kukla, açmaya çalışana yardım eder, kutu açılır.
                    İkinci versiyonda, sarı önlüklü kukla kutunun açılmasına engel olur.
Oyun sonunda kuklalar bebeğin önüne konularak birini seçmesi beklenir. Bebeklerin %80 yeşil kuklayı beğenir; hatta 3 aylık bebeklerin %87si yeşil kuklayı beğenir.
Çıkartılacak sonuç şu olur: İyilik, yardımlaşma, uzlaşma insanların genlerinde mevcuttur, sonradan verilen eğitimle bu oran sadece artırılabilinir veya eksiltilebilinir. (Kötülüğün de temelde genetik olduğu anlaşılmıştır. Bebeklerin %13lük oranının kötülük temsilcisi kuklayı seçmesi bu nedenledir. Araştırmalar, kötülük genli çocukların, James Fallon örneğinde ıspatlandığı üzere, çok iyi aile ve çevre ortamlarında yetiştiklerinde, normal insanlar olarak davrandıklarını ortaya koymuştur.) Dinamik sistemli eğitim bu açıdan da çok önemlidir ve toplumsal hayatta kötü-davranışları engellemeye yönelik en önemli araç niteliğindedir.
 
 Şimdi “toplumsal uzlaşma” konumuza dönersek, katılımcıların %90nın pasif kalıp, sadece %10nun öneriye destek vermesi, bizim toplumumuzdaki gelenek-görenek, eğitim-öğretim, vs.nin tamamen negatif yönde olduğu gerçeği ile karşılaşırız.

Toplumumuzda statik sistemli hayat görüşüne dayalı bir eğitim verilmektedir. Bu sistemde, doğadaki etkileyici-yönlendirici gücün tepedeki kutsal bir kaynağa dayalı olduğu belirtilir. Dolayısıyla, insanlar pasif kalıp, tepeden gelen bu yönlendirmelere uyması öğretilir.


Halbuki, doğa ve dünyamız dinamik sistemlidir, ve dinamik sistemde etkileyici-yönlendirici güç varlıkların içsel bileşenlerindedir.
En temeldeki içsel bileşen ise atom-altı öğelerden oluşan kuantsal sistemdir. Kuantsal enerji her zaman en ekonomik, en-iyi yapısallaşmalara göçtüklerinden, varlıklar sürekli yeni bilgiler oluşturarak (yani yapısal durumlarını değiştirerek)  enerjinin kendilerine akmasını sağlayacak şekilde davranırlar, bu nedenle de tavuk-yumurta döngüsü şeklinde, sürekli parçalarına ayrışıp, yeniden doğarlar. Yani doğada bilgi oluşumuna bağlı sürekli değişim-dönüşüm vardır. 



SONUÇ: Sorunlar ancak dinamik sistemli eğitimle ve dinamik sistemli davranışla çözülebilinir. Binlerce yıldır statik sistemli eğitim verilerek, insanlar zombileştirilmişlerdir. Herkes az veya çok oranda zombileşmiştir. Bunun farkına vardığımızızda kurtuluş yoluna girilecektir.

DEVAMI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder