DOM (3)- KUANTLARIN TEMEL ÖZELLİKLERİ

DOM (4)- ZAMAN ve hayat


Hayat nereye doğru gitmektedir?
         Ebedi bir öteki dünya hayatına mı?
         Kaotik bir sona mı?
         Gittikçe değişip-gelişen bir evrensel sisteme mi?


Hayatın ne olduğunu anlamak için, zaman kavramının ne olduğunu bilmek gerekir, çünkü ömür dediğimiz şey, zamanın bir dilimidir. “Zaman” kavramının anlamını bilmeden hayatın ne olduğu anlaşılamaz. Bu nedenle önce ”ZAMANın” ne olduğu ve nasıl oluştuğunu görelim.
Ömür zamanın bir dilimdir, peki Zaman nedir?
Zaman kavramı şimdiye dek statik sistemli bakış açısına göre değerlendirilmiştir. Statik sistemde doğadaki yapıcı-etkileyici güç varlıkların haricinde olduğu varsayılan, görünmez bir varlığa bağlı olarak düşünüldüğünden, zaman kavramı da, bu varlığın verdiği tik-taklara göre işleyen bir süreç olarak düşünülmüştür. Doğadaki her şeyin bu olağan-üstü varlığın ebedi ömürlü olması gerekliliğine dayanılarak da, zamanın sonsuz bir süreç olması varsayılmıştır. (Statik sistem görüşüne göre ebedi varlığın yok olması durumunda, doğanın da yok olmuş olması gerekecektir.)
Doğadaki yapıcı-etkileyici gücün, varlıkların en temelindeki kuantsal enerji sistemi olduğu ortaya çıktığından beri (bak http://tanriyianlamak.blogspot.com/2012/02/dom-2-enerjinin-kokeni-ve-kuantum.html ),  dinamik sistemli hayat görüşü (Dinamik sistemler fiziği) gelişmeye başlamıştır.
Zaman, bir saat gibi, ebedi varlığın verdiği tik-taklara göre işleyen bir süreç olarak düşünülünce, doğadaki tüm olayların bu tik-taklara göre oluşup-geliştiği varsayılır ve fizikçiler her şeyi bu zaman birimine göre hesaplamaya başlarlar.
Tüm oluşum ve gelişimlerin bu zaman birimine göre, hızlandığı, yavaşladığı, oluştuğu, yok-olduğu, vs. düşünüldüğünden, tüm fizik formülleri zamana endeksli olarak tasarlanmışlar, bunun sonucu olarak da, “zamanda ileri-geri yolculuk, Kara delikler, Big-bang” gibi bir sürü varsayımlar ileri sürülmüştür.
Peki dinamik sistemli bakış açısında zaman nasıl bir şeydir?
İki farklı bakış açısıyla zaman faktörünü değerlendirelim.
1. bakış açısı, “an itibariyle”. Her şeyin donup-kaldığı, hiçbir şeyin hareket etmediği bir sistem düşünün: Güneş sistemi donmuş, hiçbir gezegen hareket etmiyor; Dünya dönmüyor; insanlar, hayvanlar donup-kalmışlar, bedenler içindeki hücreler donmuşlar; atomlar içindeki her hareket durmuş! Bu durumda ne gün oluşur, ne de yıl. Yani doğada değişim-dönüşüm olmazsa, zaman da oluşmaz. Öyleyse, zaman doğal sistemin değişim-dönüşüm içinde olmasının bir sonucudur!
2. Bakış açısı: Değişim-dönüşümler neye bağlı, neler neye dönüşüyor? Bu bakış açısı bize, “uzun-dönemde zaman” kavramını anlamamızı sağlar. Şöyle ki:
4.6 milyar yıllık dünyamızın jeolojik geçmişi şekildeki zaman dilimlerine ayrılmaktadır. Her bir zaman dilimini diğerinden ayıran ise, o zaman dilimini simgeleyen özel bir varlığın olmasıdır.
Doğadaki varlıkların hepsi, aynı temel kimyasal elementlerden oluşurlar. “Zaman” dediğimiz farklılaştırma faktörü, bu kimyasal elementlerin kombinasyon farklılıklarına dayanır, çünkü her farklı bileşimin farklı bir görüntüsü vardır.
Kimyasal bileşimin değiştirilmesi, varlığın çevresindeki değişim-dönüşümleri algılayıp, ona uygun olacak şekilde kendi yapısında (bileşiminde) değişiklikler yapması şeklinde olur ki, bu da “information & re-organisation = bilgilen ve yeniden-örgütlen) olarak özetlenen dinamik sistem oluşumu sonucudur. Yani “bilgi”, kimyasal bileşime yansıtılmıştır. Bilgi kimyasal bileşime yansıtılır, kimyasal bileşimin değişmesiyle varlığın görüntüsü değişir, görüntünün değişmesi zaman olarak ortaya çıkar. Dolayısıyla, bilgi + kimyasal-bileşim + zaman faktörleri birbirleriyle iç-içe kavramlardır.

Dinamik sistemler fiziğinde bilgi, birbirleriyle etkileşen öğe sayısı ile orantılı bir değer olarak bilinir. Öğe sayısı arttıkça, bilgi düzeyi de artar. İnsan yaşamından örnek vermek gerekirse:
2 sözcük ile oluşturulacak bilgi azdır: Gazete + okumak sözcüklerinden “gazete okundu, gazeteyi okuduk” gibi az sayıda bilgi oluşturulurken;
Gazete+okumak+reklam+siyaset+haber+olmak gibi çok sayıda sözcükten; gazetede siyaset haberleri okuduk; gazetede reklam haberleri okuduk; siyaset reklam oldu; reklam haber oldu; okumak siyaset oldu; gazete haber oldu; vs. gibi çok sayıda cümle, dolayısıyla “bilgi” üretilir.

Bu durum doğadaki “bilgiye dayalı oluşumlarda da” görülür. Şöyle ki: proton(p)-nötron(n)-elektron€ gibi atom-altı-öğe sayısı sayısal olarak çok fazla olsa da, hepsi aynı özellikte olduklarından, oluşturulacak bilgi düzeyi bir p, bir n ve bir e ile sınırlıdır.
Bu atom-altı-öğelerden birer p artışı ile oluşturulan He, Li, C, O, Fe gibi toplam 90 civarı kimyasal elementle, her element ayrı bir özellik gösterdiğinden, bu elementlerin kombinasyonlarını oluşturacağı “bilgi” düzeyi epey artmıştır ve doğadaki mineral dediğimiz öğeler ortaya çıkmıştır. İnorganik maddeler dediğimiz bu minerallerin sayısı üç-bin civarındadır.
Organik maddeler dünyasında ise, doğadaki bu minerallere ek olarak, 20 civarında amino-asit denilen özel moleküllerin, çeşitli kombinasyonlarıyla oluşan, binlerce protein-modülünden oluşan ve bir-birleriyle etkileşen muazzam bir öğeler dünyası eklenmiştir. Ve bu nedenle hayat dediğimiz sistem, bu organik moleküller alemi içinde gelişmektedir.
Hayatın anlamı, varlıkların yapısal durumlarında (kimyasal bileşimlerinde) neden değişiklikler olduğunun aydınlatılmasıdır.
Hayat konusunun iyi anlaşılabilmesi için, kuantum fiziğinin özetlendiği, DOM- 3 (Enerjinin Kökeni Ve Kuantum Kavramının Ortaya Çıkışı- Atomlar aleminde hayat  http://tanriyianlamak.blogspot.com/2012/02/dom-2-enerjinin-kokeni-ve-kuantum.html ) dosyasının okunması ve anlaşılması şarttır. Çünkü atomlar alemindeki canlılığı (kuantum fiziğini) anlamadan, onların oluşturacakları daha büyük- üst-sistemleri anlamak mümkün değildir.
Yukarıda sunulan kısa “zaman” özetlenmesinden çıkartılacak en önemli sonuç şudur: Zaman doğada gerçekleşen değişim-dönüşümlerin bir sonucudur ve tüm değişim-dönüşümlerin başlangıcını, varlıkların en temel yapı-taşları olan atom-altı-öğeler oluştururlar çünkü onlar canlıdırlar. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için: http://tanriyianlamak.blogspot.com/2012/02/dom-2-enerjinin-kokeni-ve-kuantum.html   adresine bakılması gerekir.)

Bu konuyla ilgili olan şu videonun izlenmesi de çok yararlı olacaktır: Tanrı Nöronlarda: https://www.youtube.com/watch?v=DZYk8tQNqiQ

Şimdi son çeyrek asırda yapılan bilimsel araştırmalara dayanarak, hayatın anlamına ve  geleceğine bakalım.
2 – 3 asır önceleri 10 tonluk bir yükü, Ankara’dan İstanbul’a taşıyabilmek için onlarca at-arabası ve haftalarca zaman gerekirdi. Halbuki günümüzde bu işi bir kamyonla, 5-6 saatte yapabiliyoruz. Zaman içinde moleküller-maddeler, öyle bir kombinasyona sokuldular ki, o yeni kombinasyonlarla, enerji daha etkili şekilde kullanılır oldu.
Bu ise “bilgi” faktörü sayesinde gerçekleşmiştir.  300 yıl önce de dünyamızda aynı atomlar ve moleküller vardı, şimdi de aynıları var. Tek değişen şey ise, o moleküllerin at-arabası tarzında değil de, kamyon tarzında birleştirilmeleridir. Bu sayede insanlar daha kısa zamanda daha büyük işler yapabilmektedirler.
İş yapılması enerji ile olduğundan, daha kısa zamanda daha büyük işler yapılması, enerjinin yoğun ve uyumlu bir şekilde kullanılmasını gerektirir ki, buna enerji akışı yoğunluğu (Chaisson, 2001) denir.
Acaba doğadaki tüm oluşumlar böyle bir bilgi-oluşturma faktörüyle mi gerçekleşmiştir?
Chaisson (2001, 2010) basitten karmaşık yapısallaşmalara doğru gelişimlerin, enerji akışı yoğunluğunun artırılmasına bağlı olarak geliştiğini ortaya koyar. Enerji-akış-yoğunluğu, bir saniye içinde bir gramlık kütleden akan-geçen enerji miktarı olarak tanımlanır (erg/s/g).
Enerji akışı yoğunluğu,  galaksilerde saniyede 1 erg civarındayken, yıldızlarda 3-4 erg, gezegenlerde 70-80 erg, bitkiler-aleminde 700-800 erg, hayvanlarda  yaklaşık 10 bin erg, beyinlerimizde yaklaşık 100 bin erg, toplum hayatında 500 bin erg civarındadır. 
Yani, “Enerji-akışı-yoğunluğunun” artırılarak , daha kısa zamanda daha büyük işler yapılması, doğadaki tüm  gelişimlerde uygulanan bir yöntem olmuştur Chaisson (2001, 2010).
Hayvanlar aleminde, 500 milyon yıl önce ortaya çıkan balıklarda 4bin erg/s/g;
200 milyon yıl önceleri ortaya çıkan memelilerde 40bin erg/s/g;
125 milyon yıl önceleri ortaya çıkan kuşlarda 90bin erg/s/g değerleri görülür.
Bitkiler aleminde: 700 milyon yıldan önceleri oluşan fitoplanktonlarda 900 erg/s/g
350 milyon yıl önceleri oluşan çam gibi iğne yapraklılarda 5500 erg/s/g
125 milyon yıl önceleri oluşan çınar gibi ağaçlarda 7200 erg/s/g
30 milyon yıl önceleri oluşan mısır, şekerkamışı gibi bitkilerde 22500 erg/s/g değerleri vardır.
Görüldüğü üzere sadece insanların ürünlerinde değil, doğadaki tüm hayvanlar ve bitkiler aleminde zaman içinde gittikçe artan enerji-akışı-yoğunluklu varlık oluşumları söz konusudur.
Tüm bu oluşumları, galaksi, yıldız (Güneş), gezegen (yer-yuvarı) gibi kozmik ölçekli varlıklardaki enerj-akışı-yoğunluğu değerleriyle bir diyagram üzerinde gösterilirse, şekildeki durum ortaya çıkar.
Bu durum, şu gerçekleri ortaya koyar:
1- Bilgi ve bilince dayalı evrim, fiziksel, biyolojik ve kültürel sistemler gibi evrendeki her sistemde geçerlidir.
2- Tüm bu oluşumlarda geçerli olan ortak  “para birimi = değer yargısı”  “enerji”dir.
3- Doğadaki tüm enerji sistemleri ise kuantsal kökenlidir.

Doğadaki gelişme, en tabandaki kuantsal öğelerle başlayıp, atom < molekül < hücre < beden gibi gittikçe büyüyen sistemler şeklinde devam ettiğinden, yeni bir şey oluşturulması ve yapılması, hep o sistemi oluşturan taban öğelerin (molekül, hücre, vs) yeteneklerine bağlıdır.
Tabandaki öğeler ise, enerjilerini kuantsal enerji bankasından aldıklarından ve bu enerji bankası hep en ekonomik sistemlere yatırım yapma prensibini uyguladığından, doğada yeni çevre koşullarına uyum sağlanmasında canlılar arasında büyük bir rekabet oluşması kaçınılmaz olmuştur.
Rekabet yarışmasında, enerjiyi daha hızlı aktararak, diğer varlıklara üstünlük sağlanması temel hedef olmuştur. Bu tür eylemler ise, tür çeşitliliğinin artmasındaki ana faktör olmuştur.
Bu çeşitlenmeyi anlamak için toplum hayatından bir örnek verelim.
Bir insan her şeyi hücreleri vasıtası ile yapar. Marangozun çekici şu yönde şu kadar kuvvetle sallaması emrini beynindeki hücreleri  verirler.
Böcekleri araştıran bir insanının gördüğü bir böceği tanıması işlemini, o insanının beynindeki hücreler gerçekleştirirler.
Bir insan hem marangoz, hem böcek-uzmanı olamaz, çünkü görevlendirilecek hücreler belli türlerde protein üretirler ve her proteinin başka bir işlevi  vardır.
Onun için uzmanlaşma denilen mesleki ayrımlar gerekir. Bu sayede çok daha fazla bilgi oluşturma olanağı ortaya çıkar. Toplum hayatı bu nedenle iş-ve-meslek-mensupları arası bir ortaklık olmak zorundadır.
Doğadaki tür çeşitliliği artışı da aynen bu nedenle oluşur. Örneğin denizlerdeki mavi-, yeşil-, kırmızı-alg gibi farklı yosun gruplarının oluşması, değişik dalga boylarındaki ışığı fotosentezle kimyasal enerjiye dönüştürme işlemlerine  yöneliktir. Bir yosun, hem kırmızı hem mavi ışıktan yararlanacak bir yapısallaşmaya giderse, bu işlemi yapacak protein moleküllerini sürekli değiştirmesi gerekir, çünkü aynı yapıdaki bir protein, belli bir türdeki enerjinin dönüştürmesine uygundur; başka türde bir enerji ortaya çıktığında, protein bileşiminde değişiklik yapılması gerekir. Bu nedenle, belli türlerde enerjiye konsantre olmak ve o enerji türünden yararlanacak şekilde protein molekülleri üretecek bir yapısallaşmaya gitmek, doğada uygulanan en yaygın yöntem olmuştur.
         Kuantsal enerjinin temel özellikleri:   
Dinamizm kuantum sistemine bağımlıdır. Kuant denilen temel enerji öğeleri canlıdırlar. Bu canlılıkları şu özelliklerinden anlaşılır:
1-  Gidecekleri hedefi rastgele değil, “bilgi” oluşturarak belirlerler.
2-  Gidecekleri yerin belirlenmesinde, fizikçilerin dalga-boyu dedikleri salınım-adımlarını kullanırlar. Salınımların anlamı vardır, pozitif (yapıcı) ve negatif (yıkıcı) özelliklidirler. Bu özellikleri de minimum-maksimum arası değişir. Gidecekleri (veya gitmeyecekleri) yerleri gitmeden önce bu salınım adımları ile değerlendirirler. Salınım adımları ölçümü sonunda hangi oranda bir salınım yüksekliği değeri görüldüğüne göre, gidip-gitmeyeceklerine ve hangi oranda yapıcı veya yıkıcı davranacaklarına karar verirler. “Girişim” denilen aydınlık-karanlık şeritler, yapıcılık-yıkıcılık oranı görüntüleridir.
 3- Hep en ekonomik konumu tercih ederler, önlerinde aşılması gereken yüksek bir engel varsa, o engeli aşabilmek için “tunneling effect” denilen bir kuantsal özellikten yaralanırlar, yani gerekli enerjiyi “Doğadan” ödünç alırlar.
4- Aynı kökenli kuantlar evrensel ölçekte birbirleriyle anında haberleşerek evrensel ölçekte enerji dengelenmesi sağlarlar.
5- Doğadaki her  şey enerji alış-verişine dayalı olduğundan, enerjinin bir yerde hapis edilip, başka sistemlere akışı engellenmemelidir. İşte bu nedenle bir foton (kuant) gidilecek yer hakkında karar verirken, gidiş ve dönüş yollarının açık olmasını da dikkate alır, dönüşü olmayan bir yere asla gitmez.
6- Kuvvet denilen itici-yapıcı güç, enerjinin bir yerden bir yere akması sonucu oluşur. Enerji ise kuantum denilen  (h=6.62606896×10-27 (üzeri eksi 27) erg·s) çok küçük enerji kümeciklerinden oluşurlar.
Enerji-akışı-yoğunluğunun artmasına neden olan faktör = Rahatlama dürtüsüdür.
Tek başına yaşayan bir insan sürekli bir koşuşturma içindedir. Hem sebze, tahıl üretecek, hem tahılları öğütüp un yapacak, hem yiyeceği eti sağlayacak, hem pişirecek bir fırın, tabak, kaşık vs yapacak! Böyle bir koşuşturma içindeki insanın dinlenmeye ayıracak zamanı olamaz.
Toplumsal bir sistem içinde yaşayan bir insan ise, bu görevlerden sadece birini yapar ve diğer insanlarla ürününü veya hizmetini takas ederek yaşar. Bu sayede çok daha az koşuşturur ve daha çok dinlenme zamanı olur.
Aynı tür bir rahatlama doğadaki tüm diğer varlıklarda da söz konusudur.
         Bir protonun kütlesi 1.007 atomik kütle birimi (akb), bir nötronun kütlesi ise, 1.008 akb kadardır.
         Bir C atomu, 6 proton ve 6 nötrondan oluşur ve kütlesi ise  12.01 akb’dir. Hâlbuki 6 proton + 6 nötron’un toplam kütleleri 12.09 akb’dir.
         Peki, proton ve nötron ayrı olduklarında niye daha ağırlar ve birleşip bir element oluşturduklarında niye daha hafif bir kütleye ulaşılıyor?
         İşte bu soru, ortaklık sistemleri oluşturmanın sırrını oluşturur. Proton ve nötronlar yalnız başlarına olduklarında, çok hareketli olmak zorundadırlar. Bu fazla hareketlilik onların çok daha fazla enerji kullanmalarına yol açar. Kullanılan bu ekstra enerji E=mc2 formülüne göre kütle etkisi yapar ve bu nedenle daha “ağır” olurlar.
Bu nedenle, doğadaki tüm varlıklar, daha rahat bir duruma ulaşabilmek için
         i- bilgi oluşturma
         ii- birleşme- ortaklık oluşturma
çabaları içindedirler.
Enerjin maddelere nasıl bağlandığını ve nasıl yeni kuvvet türleri oluşumuna yol açtığını örnek vererek açıklayalım:
Dünyamızın temel enerji kaynağı güneş ışınlarıdır. Güneşten gelen ışınlar fotosentez olayıyla şeker gibi bir madde içinde depolanırlar.
6 H2O + 6 CO2 + Güneşten gelen fotonlar  è = C6H12O6 + 6O2
Denklemin sol tarafındaki madde miktarı ile sağ tarafındaki madde miktarı aynıdır. Ama enerji içerikleri farklıdır.
C6H12O6 olarak gösterilen glikoz molekülü güneşten gelen fotonları depolamıştır. Enerji, maddeye bağlanmış durumdadır. Güneş enerjisini maddeye dönüştüren bu bitkiler değişik bir enerji türü kaynağı oluştururlar. Her tür enerji kaynağı, doğadaki varlıklar için yeni bir hedef  oluşturur. Çünkü doğada önceleri foton olarak yer alan bir sürü enerji paketçiği, başka türde bir kombinasyon olarak piyasaya çıkmıştır. 
Glikozu yiyen hayvanlar, temel enerji birimi olan kuantları (dolayısıyla fotonları) protein gibi başka bir madde içinde bir araya getirirler. Bu şekilde kuantsal enerji et denilen bir başka madde içinde depolanmış olur.
Enerji aktarımı bu şekilde devam eder ve her yeni oluşturulan madde, enerjiyi başka bir “madde bileşimi” şeklinde depolamış olur. Her farklı maddenin farklı rengi, farklı kokusu, farklı tadı vardır. Bu farklılıklar farklı çekim güçleri oluştururlar.
Ve tüm bu farklı çekim güçleri temelde belli sayıda kuant = h kümeleşmelerinden oluşurlar. Farklı kuvvet türleri (çekicilik) bu şekilde oluşur.
Her canlı, hayatının devamı için enerjiye muhtaçtır, enerji kaynağını da bağımlı olduğu belli canlı türleri oluşturur. Neyin neye bağımlı olarak oluşup geliştiğinin kayıtları tutulmak zorundadır. Bu şekilde information & Re-organisaton olarak özetlenen dinamik sistemli doğa ortaya çıkmış olur. Buradaki “bilgi = information” kavramı, enerjinin nerden nereye akacağını gösterir ve varlıkların fiziksel-kimyasal yapısallaşmalarında kayıtlıdır.
Yani doğada her yeni bir varlık oluşturulduğunda, daha önce var olan her varlık, o yeni varlığın yaydığı sinyali algılayarak, o varlıkla etkileşim içine girer.
Enerji taşıyıcıları olan  kuantsal ögeler çeşitli üst-sistemler içinde birleştikçe, doğadaki enerji de, çeşitli üst-sistemler içinde yer değiştirmiş olur. Bu nedenle, yeni bir şey yapımı, ne tür yenilikler oluştuğu konusunda yeni bilgiler oluşturulmasını gerektirir.
Enerjinin çeşitli üst-sistemler içinde depolanır duruma geçmesi, tüm varlıkları, özellikle de canlıları, bu yeni yapısallaşma türlerini algılamaya yönelik organlar (detektörler) oluşturma arayışlarına yöneltmiştir.
Tüm bu işlemler, olasılık hesaplamaları sonuçlarına göre gerçekleştirildiğinden, tüm varlıklar olasılık hesabı yapma bilgileri oluşturmak ve bu bilgileri geliştirmek zorundadırlar.
Evrenimiz gittikçe gelişen düzenli bir sisteme doğru gitmektedir.
Muazzam canlılık özellikleri olan en temel enerji-öğeleri (kuantlar) birbirleriyle etkileşimlere girerek doğayı oluştururlar.
Rahatlama dürtüsü nedeniyle başlayan değişim-dönüşüm sürecinin ilk aşamasında,  sayıları 10 üzeri 120 civarında olduğu hesaplanan kuantsal öğenin kombinasyonlarından sayıları yaklaşık 10 üzeri 80 olarak hesaplanan, proton-nötron-elektron gibi atom-altı-öğeleri oluşurlar.
Bu proton+nötron+elektronların farklı kombinasyonları ise, atom dediğimiz 92 civarında farklı türü bulunan temel kimyasal elementleri;
Bu elementlerin farklı kombinasyonları ise doğadaki aşina olduğumuz tüm organik-anorganik varlıkları oluşturmaktadırlar.
Doğadaki tüm varlıklar proton nötron elektron gibi, 10 üzeri 80 kadar temel öğeden oluşurlar. Günümüzde bunların  %72-73ünün Hidrojen gibi tek protonlu , %25inin He gibi 2 protonlu (1-4 nötronlu) olduğunu, diğer çok protonlu tüm elementlerin ise sadece %2-3lük bir orana sahip oldukları görülmektedir.
Yani evrenin ancak %3lük bir kısmı zaman içinde gelişme göstermiştir. Evrenimizin %97lik büyük kısmı hala en ilkel devirde (H-He döneminde) bulunmaktadır. 

         Hayat nereye gidiyor?
         Zaman içinde bilgi-düzeyi gelişmekte ve maddeler değişik kombinasyonlara sokularak daha kısa zamanda daha çok iş-yapacak şekilde re-organize edilmektedirler.  Doğadaki her varlık aynı tür atom ve moleküllerden oluşmaktadır, değişen tek şey bu atom ve moleküllerin kombinasyon şekilleridir.
         Dolayısıyla, evrende hiçbir şey değişmez olarak kalamamaktadır, yani ebedi bir şey mümkün değildir.
         Kaotik bir sisteme gidiş ise hiç söz konusu değildir.

Fizik, en temel doğa-bilim dalıdır ve doğal sistemin geleceği açısından teorik öngörüler sunabilmektedir.
Öngörülerin gerçekçi olabilmesi, fizikçilerin doğal sistemi gerçeklere uygun şekilde yorumlayabilmelerine bağlıdır. Ancak klasik fizikçiler evreni “kapalı” ve de statik bir sistem olarak kabul ettiklerinden, doğamızın, dolayısıyla evrenimizin düzensizlikle sonuçlanacağı varsayımında bulunmuşlardır. Son çeyrek asırdaki bilimsel araştırmalar ise, evrenimizin “kapalı” değil, “açık, yani sürekli bir enerji-değiş-tokuşu” içinde, “statik” değil, information & re-organisation olarak özetlenen “dinamik” sistem ilkelerine göre işlediğini ortaya koymuştur. 
Geleneksel görüşler, insanları öylesine şartlandırıp-yönlendirmiştir ki, kuantum fiziği deneyleri doğadaki oluşturucu gücün kuantsal sistemle başladığını ve “information & reorganisation = bilgilen ve örgütlen” prensibine göre işlediğini göstermesine rağmen, fizikçiler şartlanmışlıklarından kurtulamayıp, hala doğal sistemin düzensizliğe doğru gittiğini, ve her şeyin rastgele-çarpışmalarla gerçekleştiğini söyleyebilmektedirler.


DEVAMI





6 yorum:

  1. Belki Yunus Emre de "Buldum bir can içinde" derken, bunu kastetmiştir, kim bilir..

    Beni ister istemez, özgür iradeye ,bu bilgilere göre, sahip olamamak rahatsız ediyor. Tüm hayatıma, fotonlar, evrensel iletişimin sonuçları karar veriyor ise, bir izleyiciden, sonuçtan ibaretim demektir. Yanlış mı düşünüyorum? Çünkü fotonların ya da hücrelerimin kölesi olmak istemiyorum. Özgürlük kavramı neden var aklımda?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Değişim-dönüşümün (yani daha iyi bir geleceğe doğru gidişin) sürmesi için tabandaki sahiplenicilerin (kuantsal sistemin) kontrolü altında olmayı gerektirir. Bu nedenle özgür irade bir yerde onlara bağlı olmak zorundadır. BU kölelik değil, daha iyiye gitmek için gerekli bağımlılıktır.

      Sil
  2. iyiye gitmek iyiye gitmek :// ne için iyiye gidiyoruz bunun cevabını bulabilmiş değilim,toplumsal yaşayış,sağ-sol siyasi düzen vs. bunlar hakkındaki yazınız okuduklarımın en iyisi diyebilirim,hatta yazıtın tümü çok iyi fakat ne için iyiye gidiyoruz bunca bilgi birikiminin bir önemi olmalı değilmi(programların sürüm atlaması gibi birşey,bir limit olmalı ve o limitte ulaşıldığında çok daha gelişmiş bir evren modeline geçelim gibi =)) ,bir göktaşı ya da olası bir 3. dünya savaşında kullanılacak nüklleer silahların nerdeyse tüm bilgibirikimini silme olasılığı küçümsenemeyecek bir durum. Değiş-dönüş değiş dönüş niceleri gelip geçti bizde öyle nereye kadar ? Bir final olmalı yada bir üst tur =) belki de ölümle beraber başka bir boyutta açıyoruzdur gözlerimizi,belki şu içinde bulunduğumuz karmaşanın kendisi bir rüyadır çoğu şey bir ilizyondan ve olasılıktan ibaret.Tanrıyla söyleşiye ihtiyacım var beynim bulandı =))

    YanıtlaSil
  3. Sayın Adsız!

    “ne için iyiye gidiyoruz bunun cevabını bulabilmiş değilim” dediğinize göre, DOM-dizini yazılarının tümüyle özümsemiş sayılmazsınız. Çünkü doğada varlıkları yönlendiren temel güç, varlıkların içlerindeki bileşenleridir ve onlar daha rahat duruma ulaşmak için bizleri oluştururlar. Dünyaya gelip-gelmemek bizim elimizde değil, onların isteğine göre gerçekleşir.
    DOM dizinini tümüyle okuduktan ve bir bütün olarak değerlendirdikten sonra sorularınızı oluşturmanız dileğimle,
    Sevgi ve saygılar
    ismet

    YanıtlaSil
  4. pekala ilginiz için teşekürler dediğiniz gibi daha tam olarak bitirmedim.Daha 20 yaşındayım ve bilgi birikimi yetersizliğinden dolayı yazılanları özümsemek kolay olmuyor tabi daha önceki bilgi birikimi kıyaslaması,aynı konu üzerindeki olası tüm görüşler vs zaman alıyor.Evet genel değerlendirmeden sonra soru oluşturmak güzel fikir,bunu yapacağım.Çok garip zihinsel dönemlerden geçiyorum ve çok ağırlarınıda atlattım sayılır 20 yaşındayım ve son 4-5 yılım psikiyatri servislerinde geçti,pek sosyal biri sayılmam bu nedenle,günlük yaşamımın büyük bi çoğunluğunu-zorunluluklar haricinde-evde geçiriyorum ve senelerdir doğa bilimleri-psikoloji-sosyoloji-teoloji-astronomi-metafizik-felsefe ve dahası okuyarak ve araştırarak geçiyorum.Bunlar seçimlerim değil birer zorunluluk gibi sanki bi nevi ekmek su ihtiyacından farksız,sosyal yetersizliğime ve teknik imkanların kısıtlılığına rağmen yinede biraz yol kat ettim diye düşünüyorum.Sanırsam bu negatif-entropi eğilimi =)hepsinden ziyade deneyimselliğinize dayanarak sizden bir tavsiye istiyorum. çok fazla anlam karmaşası yaşıyorum,zihnim fazlasıyla karışık,zihnimi toparlamakta odaklanmakta zorluk çekiyorum,bilgi dünyası-hayal dünyam-gerçek dünya-rüyalar bu dördünde de farkı bir kopyam var sanki ve ben hangisi olduğumu bilmiyorum,geçişlerde ruh halim sallantıya geçiyor zaten fazlasıyla değişken,ütopik bir dünyada yaşıyorum sanki ve bu dünyayla senkronize olamıyorum senelerdir ,ne olaylarla ne insanlarla.kusura bakmayın cümle kurma yetim pek gelişmiş değildir,en az konuşma becerim kadar kötü sayılır fakat ben düşünürken kelimeleri pek kullanmıyorum sanırsam bundan kaynaklı.Sizden istediğim zihinsel yapılanma konusunda tavsiye edebileceğiniz birşeyler olması? Şimdiden teşekürler.Beni anlıyabileceğinizi umut ediyorum.

    YanıtlaSil
  5. Sizin sorununuz, beyninizde birbirleriyle çelişen-çatışan bir sürü farklı görüşün bulunması. Tüm sorunları çözecek tek formül olduğu koyduğu teşhislerle ıspatlanmış olan DOM-sistemi bilgilerini beynininize yerleştirip, diğerlerini by-pass ederseniz, sorunlarınızın üstesinden gelirsiniz.

    YanıtlaSil