ne ekersek



Ne ekersek onu biçiyoruz.

Önce bir tanım yaparak “Allah” kavramını hangi anlamda algıladığıma açıklık getireyim.
Doğada bir denge-düzen olduğunu görüyor, bu denge ve düzeni oluşturan güce atalarımızın “Tanrı” veya “Allah” dediklerini biliyorum. Denge ve düzen olduğuna inandığımdan, “Allaha inanıyorum” diyorum. Evet ben Allaha inanıyorum. Dindarlar ise, Allah’ın kendisine değil de, Onun gönderdiğine inandıkları bir peygambere inanıyorlar. Soru şu: Allah’ın eserlerine ve eylemlerine bakarak onu anlamak ve sistemine uymak mı mantıklıdır, yoksa onun elçisi olduğunu söyleyen insanların (peygamberlerin) görüşlerine göre Allah’ı yorumlamak mı daha mantıklıdır?

►1- Tevrat’ın Sümer belgeleri ile çok yakından bağlantılı olduğu, arkeolojik kazı verileriyle gösterilmiştir. Yani Çivi yazısı tabletler Tevrat bilgilerinin kaynağını oluşturmaktadır. Sümer krallarına gönderilen ve bir sandıkta saklanan Me adlı çivi yazısı tabletler, en eski  kutsal kitap bilgilerdir. Çivi yazısı tabletlerin değiştirilme olasılığı söz konusu olmadığına ve Tevrat da onlardan kökenlendiğine göre, ortada bir değiştirme yoktur. Değişen şey, insanların bilgi ve mantık düzeyidir, zamanla eski yazılanların geçeklerle örtüşmediği ortaya çıktıkça, insanlar ne yapsın? Kutsal kitapların Allah tarafından gönderildiğine inanan insanlar ne yapsınlar? “Allah yanlış veya mantıksız bilgiler göndermiş olamayacağına göre, önceki kitaplar sonraları başkaları tarafından değiştirilmiş olmalı”  mantığı bu şekilde ortaya çıkmıştır.
►2- Tevratın MÖ 1. Yüz-yıla ait bir nüshası Ölü-Deniz kenarında bir mağarada bulunmuştur (DeadSea-scrolls) ve günümüzdeki Tevrat ile örtüşmektedir. Yani ortada değiştirilme vs. gibi bir şey yoktur.
Şimdiye dek doğadaki her şeyin varlıkların dışındaki bir güç sistemiyle oluşturulup-yönlendirildiğine, ve o güç-sisteminin insanları peygamber denilen elçileriyle mesajlar gönderip-yönettiğine inandık. Peygamberlik öylesine önemli ve kutsal göründü ki, zamanla Allah’tan çok bir peygambere daha çok bağlanır olduk. O’nun doğum gününü kutsallaştırdık-kutladık, O’nun hatırına, yüzü-suyu-hürmetine Allah’tan merhamet diledik, O’nun ana-rahmine düştüğü geceyi bile kutsallaştırdık. Allah’ın her topluma kendi diliyle bir peygamber gönderdiğine inandık, ve bu şekilde farklı dinsel gruplara bölündük.
Bir kutsal kitaba inanan kişi, Allah’a değil, bir peygambere inanmış olur. Bu ise insanların doğal sisteme ters işlemler yapmaya başlaması anlamına gelir, çünkü doğada tepeden emirle iş yapan hiçbir varlık yoktur. Her varlık doğadaki kuvvet sistemlerini ve enerji dağılımını bizzat kendisi algılayarak davranışını belirler. 
Peki peygamberli bir dinsel inancı olan kişi, Allah’ı doğal gerçeklere göre mi değerlendirmektedir, yoksa inandığı peygamberin görüşüne göre mi?

http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/2013/10/sumerler.html


Genel Değerlendirme ve Sonuç
Atalarımız, doğa olaylarını anlamaya ve yorumlamaya çalışırken, yanılgılara düşmüşler, bu yanılgılı yaklaşımları ise, insanlarda alışkanlığa dönüşüp, gelenek halini almış, ve bu şekilde, nesiller boyu süregelmiştir. Atalarımızın temel yanılgıları arasında, doğal olayların yanlış yorumlanması ve insanın bizzat kendisini yanlış değerlendirip, yorumlaması gelmektedir ki, bu iki yanlış program, asırlar boyu nesilden nesile aktarıla gelmektedir.
İnsanın, özellikle kendini yanlış tanıması, yani hücrelerden oluşmuş bir koloni olarak değil de, homojen bir yapı, ve bu yapıya canlılık veren görünmez bir "ruh" şeklinde yorumlaması, ve buna bağlı olarak da, beyin denilen organının nasıl programlanabildiğini, bu programlarda değişiklikler yapılabildiğini, beyinde milyonlarca farklı program devreleri oluşturulabildiğini, bunlara uygun olarak da, düşünce ve davranışların değiştiğini anlayamaması, insanların en büyük açmazını oluşturmuştur. Bu yanıltıcı bilgiler, insanlarda mantıksal değerlendirme hatalarına, yani mantık çarpıklıklarına yol açmıştır.
Bir insanın veya bir toplumun mantığının çarpıtılmış olduğu şu şekilde anlaşılır: Bir kişiye (veya topluma), bir öneri (veye öneri paketi) sunulduğunda, o kişi, bu öneriyi bilgi ve mantığa dayalı gerekçeler göstererek reddedemiyor, yani sunulan önerinin yanlışlığını ıspat edemiyorsa; buna rağmen bu öneriyi doğru olarak da kabul edip benimseyemiyorsa, o kişinin mantığı çarpıtılmıştır. Yani o kişinin beyninde, birbirleriyle çelişen fikirler vardır ve doğru bir mantıksal irdeleme yapıp bir sonuca varmaktan acizdir! Kişi kararı kendisi vermek zorundadır; bu kararı kendisi veremiyor, başkalarının ne dediği ve düşündüğünü sorarak, kendini başkalarının düşündüklerine göre yönlendiriyorsa, mantığı yine sağlam temellere oturmuş değildir. Kişiler mutlaka ve mutlaka, kendileri karar verecek kadar temel bilgilerle kendi beyinlerini donatmak zorundadırlar!
►1- Dinamik sistemli bir doğada yaşıyoruz.
►2- Dinamik sistemlerde her şey karşılıklı etkileşimlerle oluşuyor ve her varlık kendisinin bağımlı olduğu enerji kaynağına nasıl ulaşacağı bilgilerini edinerek, davranışını belirliyor‘
►3- Yani, varlıklara nasıl davranacağı bilgisi, bir başkası (peygamber, vs.) tarafından verilmiyor.
►4- İnsanların arılar-karıncalar gibi perfekt bir toplumsa sistem oluşturamamalarının tek sebebi peygamberliktir. Çünkü toplum bir ortaklıktır ve ortaklığın kuralları (Dinamik sistemler fiziği gereği) karşılıklı
etkileşimlerle belirlenir. Halbuki peygamberler, kendilerinin doğadaki oluşturucu güç sisteminin (onların terimiyle Rabb dedikleri ve sadece peygamberlere göründüğüne inandıkları hayali bir varlığın) elçisi olduğuna insanları inandırarak, insanlara nasıl davranacaklarını empoze etmişlerdir. Dolayısıyla insanlığın hala karşılıklı kavga ve savaşlar içinde yaşamalarının tek nedeni, tüm günahı peygamberlerdir.
►5- Bir fikir, veyahut sahip olduğunuz inanç, toplum hayatında bir değer taşıyacaksa, şu iki kritere uygun olmak zorundadır.
a)-: İleri sürdüğünüz görüş, herkes tarafından kabul edilebilinecek özellikte, objektif olmalıdır. İslami (veya Musevi vs.) bir dinsel görüşü,  Japon halkına kabul ettirebilir misiniz? Veyahut, 18 yaşını geçmiş, ama hiçbir dinsel ön-yargıdan etkilenmemiş  insanlara kafanızdaki dinsel görüşü kabul ettirebilir misiniz? Hayır! Öyleyse bu tür görüşler objektif değildir. Objektif görüşlerden oluşan bilgiler (Fizik, kimya, biyoloji, jeoloji, matematik, vs.) her toplum insanınca kabul görmektedir.
b)-  İnsan Olmanın Sorumluluğu vardır ve önemle dikkate alınması gerekir. O da şudur: Doğada her şey sürekli değiştiği için, insanı oluşturan hücreler de insan beynini, “çevrende  neler olup-bitiyor, bunları araştır da, ona göre işlem yapılsın” mantığıyla, muazzam senaryolar üretecek şekilde oluşturmuşlardır. İnsanlar beyin yapıları nedeniyle, her türlü senaryoyu üretebilirler. ama hücrelerimizin bizleri donattığı bu hayal kurma – yorumlama - bilgi-oluşturma  yeteneğinin temel amacı, toplumsal sorunlarımızın çözümüne yönelik olmalıdır. çünkü bedenlerin sorunlarını hücreler kendileri çözerler. bizim kuracağımız senaryolar, toplumsal-çevresel sorunlarımızı çözmeye yönelik olmak zorundadır. Bilgi ve mantık insanların sorunlarına çözüm bulma yeteneği olarak tanımlanabilinir. Kafanıza yerleştirdiğiniz bilgiler ve mantığınız sağlamsa, doğadaki oluşum ve gelişimleri “doğru” değerlendirirsiniz ve uygun çözümler bulup, sorunlarınızı çözersiniz.  Ama kafanıza yerleştirilmiş bilgiler yanlışsa, mantığınız o yanlış bilgilerden etkileneceğinden, hep yanlış kararlar alırsınız ve sorunlarınızı çözemezsiniz.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder