Sorunlarımızdan nasıl kurtulacağız?


Şekilde yeni doğan bir çocukla, 2 yaşındaki bir çocuğun beynindeki sinir hücreleri arası bağlantı oranları gösterilmektedir. Yeni doğan bir çocuğun beyninde temel sinir hücreleri vardır, bunlar, korku, sevinç, iyi, kötü gibi temel kavramları betimlemeye yarayacak hücrelerdir. Ama bu kavramaların çevredeki hangi faktörlere bağlı olarak ayarlanacağı bilgileri henüz olgunlaşmamış, sinir hücreleri arasında henüz bu yönde sinaps bağlantıları dediğimiz “karşılıklı bilgi alış-verişi” sistemi oluşmamıştır.

İnsanların bilinci, çocuğun büyümesi sırasında çevresindeki varlıklarla yaptığı etkileşimlere göre gelişir. Yani evrimsel bir oluşum söz konusudur. Neyin doğru, neyin yararlı olduğu, neyin sevilip, nelerden korkulacağı bilgileri çocuğun deneyimlerine göre beynindeki bu algılamalara uygun sinaps-yapılaşmaları olarak kayıt altına alınır ve bilinç dediğimiz olgu ortaya çıkar.
Yeni doğan bir çocuk, doğru-yanlış, sevgi-nefret, hata, aşk, adalet gibi gelişmiş insanların sahip oldukları özelliklere sahip değildir, çünkü bebeklerde bu özellikler henüz hiç oluşmamıştır. Ama o bir insandır. O insanın kavuşacağı bilgi ve bilinç, büyüyeceği ortam koşullarıyla şekillenecektir.

Ana-babası trafik kazasında ölen, tek yumurtadan olmuş ikiz çocuklarından biri evlatlık olarak Anadolu’daki bir aileye, diğeri Japonya’daki bir aileye verilmiş olsun. 20 yıl sonra tamamen farklı düşünce ve davranışlarda olan iki kişi ile karşılaşırsınız.
Bu kişilerden japon kültürü ile yetişen, Fukiyama deprem felaketinde görüldüğü üzere:
● Sağa sola saldırırcasına koşuşmaz;
● Salya sümük ağlaşıp Nerede devlet ? Yardım isteriz diye cazgırlık etmez;
● Yardım dağıtım noktalarına saldırmaz;
● Sınırlı miktarda mal kalmış dükkânlar önünde kuyrukları bozup, öne geçemeye kalkmaz.

Diğerinin toplumsal sorunlar karşısında nasıl davrandığı ise herkesin malumudur. (Bu kıyaslama, Japon kültürünün en ideal olduğu şeklinde algılanmamalıdır, ideal toplum modeli (DOM-sistemi bilgileri içinde açıklanmaktadır.)
Ağaç yaşken eğilmekte ve ne ekilirse o biçilmektedir.
İnsanların düşünce ve davranış tarzlarını belirleyen en temel faktör gelenek ve göreneklerdir. Bizim gelenek ve göreneklerimizde bir hata olduğu aşikardır. Bilgi ve mantık, gelenek ve görenekler insanların toplumsal sorunlarına çözüm bulma araçlarıdır. Kimse yoğurdunun ekşi olduğunu kabul etmez, ama bizlerin yoğurdunda bir ekşilik olduğu aşikardır.
Her şey bilgi ile oluşturulmaktadır, bilgisiz hiçbir işlem veya oluşum yoktur. Bir bebeğin ana-rahminde olgunlaşması sürecinde trilyonlarca birbirini tetikleyen, birbirlerine bağımlı kimyasal reaksiyon olmaktadır. Yumurta içinde büyüyen bir civ-civ için de aynı durum söz konusudur, orada da trilyonlarca kimyasal tepkime belli bilgilere göre birbirlerini tetiklemekte ve takip etmektedir. Tüm bu kimyasal oluşumlarda, belli-ortak temel kurallar uygulanmaktadır. Reaksiyonların nasıl, ne zaman, neye bağımlı olacakları, genetik kod adı verilen bilgi kitapçığında kayıtlıdır. O kitap, bilinçsiz rastgele çarpışmalar veya mutasyonlarla değil, varlıkların çevrelerindeki kimyasal madde ve fiziksel enerji durumlarını ve dağılımlarını dikkate alarak, olasılık hesapları yapıp, en büyük olasılığı tercih ederek oluşturulan deneyim bilgilerine göre oluşturulan bir hayat-bilgisi kitapçığıdır.
Toplum hayatı da bilgiye göre oluşturulmak zorundadır. Dinamik sistemler fiziği, doğadaki herşeyin alt-sistem – üst-sistem ilişkili olduğunu, üst-sistemde geçerli olacak kuralların tüm katılımcıların karşılıklı etkileşimleriyle, yani ortaklaşa alındığını ve böylelikle birbirlerine bağımlı olan entegre bir sistem ortaya çıktığını göstermektedir.
Felsefi açıdan konuyu ele alan Feibleman: (1954) “Theory of Integrative Levels = Bütünleştirici Düzeylerinin Teorisi” başlığı altında “alt-sistem – üst-sistem” ilişkilerinin ana-hatlarında şunu vurgular: Her sistemde, üst düzey alt düzeye bağımlıdır; karar erki alt düzeydedir; üst düzey hedef göstermekle yükümlüdür.
Yani gerçek bir toplumun oluşturulması, tamamen insanların girişimine kalmıştır. Ama insanlar Devletin yönetimini elinde bulunduranlarca yanlış hedef gösterilerek zombileşmiş olduklarından, toplum oluşturamamaktadırlar. Çünkü yöneticiler, toplum oluşturma erkinin, halkta değil, tepedeki efendilerde olduğu şeklinde bir hedef göstermektedirler.
İşte bu nedenle, toplum hayatımızın nasıl düzenlenmesi gerektiği konusundaki temel bilgileri herkese duyurmaya çalışmak gerekmektedir. Toplumun sahibinin tepedeki bir azınlık zümresi değil, en tabandaki halk kesimi olduğunun fark edilmesi gerektiğinin duyurulması için herkese görev düşmektedir. Başka çıkar yol yoktur.   
Hayat = Ömür; ve ömür ise ZAMANın bir dilimidir. Zaman kavramının sırrını çözen, hayatın sırrını da çözmüş olur.
DOM-sistemi, “Zaman” kavramını ve doğum-ölüm döngülerinin nedenini net bir şekilde açıklayıp, neden- niçin yaşadığımıza bir anlam verirken;
 Ve yine DOM-sistemi insanlığın dünya genelinde tüm sorunlarını çözecek bir bilimsel formül ortaya koymuşken;
Neden bu temel bilgiler etrafında toplanıp, bu bilgileri tartışıp, doğadaki gerçek durumu anlamaya, hayata geçirmeye ve mutlu bir dünya düzeni oluşturmaya çalışmıyoruz da, hala şundan bundan yakınarak veya başka konularla vakit geçiriyoruz? Hedef dağıtıcı konulara yönlenmek mantıklı mı, mantıksız mı? Mantığınız sağlam mı, bozuk mu?


Bu durum karşısında, her arkadaşımızın, bu bilgileri herkese duyurmaya çalışması gerekir; bana ne, benim hamlemle mi dünyamız değişecek demeye hakkı yoktur. Facebook’un belli bir sayıdan fazla paylaşımı engellemesi nedeniyle bu bilgileri, üyesi olduğum her gruba iletmek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle arkadaş grubuma grup-yöneticilerini davet ederek bu engellemeyi aşmak istedim. Toplumsal sistemimizin, tepeden yönlendirmelerle değil de, halkımızın bilgilendirilmesi ve bilinçlendirmesiyle rayına oturtulabileceğine inanan sizlerin, bu konuda yardımcı olacağına ve DOM-bilgilerini, ait oldukları gruplarda paylaşarak, halkımızın bilgilendirilmesine bir katkı sağlayacakları kesindir.

DOM-bilgilerine şu yollardan  ulaşılabilinir:
1-   En uygun yol blog-sayfamızdan ulaşım yoludur: http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/p/hakkmda.html   adresinde başlangıç dosyası sunulmuştur. Bu dosyanın bitiminde “DEVAMI” tuşu bulunur, oraya tıklayınca sizi devam dosyasına götürür, ve böylece devam edilir.
2-   İkinci yol, DOM-bilgilerinin topluca sunulduğu iki adet PDF dokümanıdır. DOM ve Toplumsal Uzlaşma grubunun “DOSYALAR” klasöründen (DOM-Temel Kitap.pdf ve DOM-Ekleri.pdf) indirilebilinir. Bu dosyalar istenilirse yazıcıdan çıktısı alınarak, ciltlenip, kitap haline getirilip dağıtılabilinir. Bilgisayar kullanmayanlara verilebilir.
3-    Üçüncü yol, slaytlar şeklinde hazırlanmış özet bilgilerden yararlanılabilinir. http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/2017/04/slaytlarla-dom.html   adresli dosyada slaytlar bulunmaktadır.
4-   Dördüncü yol, ise tam 24 yıl önce yani 1993 yılında yazılmış ve sonra yeni bazı bilgiler eklenerek biraz güncelleştirilmiş olan DOM-versiyonudur. Bu versiyonda fizik-kimya-biyoloji gibi bilimsel konulara daha az değinilmektedir. Bilimsel terimlerle fazla uğraşmadan doğadaki oluşum mekanizmasını anlamak isteyenler doğrudan şu adrese gidebilirler:  http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/2013/07/dogadaki-olusum-mekanizmasi-ozetin.html ve devam dosyasını okuyabilirler.


Değerli dostlar;
Toplumumuz batmak üzeredir,
                             Her gün masum insanlar ölürken, kimsenin can güvenliği yokken,
                             Hak-hukuk sistemi işlemezken;
                             Enflasyon-işsizlik her geçen gün artarak devam ederken;
                             Tüm toplumsal sorunlarımızın kaynağını statik sistemli tepeye bağımlılık olduğu ortaya konmuşken,
“Aydın” olduğuna inandığımız siz dostlarımızın hala aktif olarak dinamik sistemli davranmaya geçmemelerini protesto ediyorum.
Önerdiğim yazılarda bir veri veya mantık hatası buluyorsanız, belirtin ki, tartışılıp-düzeltilsin. Ama bulamıyorsanız, neden hala pasif kalıyorsunuz? Neden ait olduğunuz gruplarda bu bilgileri duyurmaya çalışmıyorsunuz?



Aşağıda slayt şeklinde DOM-bilgileri sunulmaktadır. Bu slaytları inceleyip, mantığınızı tekrar test etmenizi rica edeceğim. 


Hayat = Ömür; ve ömür ise ZAMANın bir dilimidir. Zaman kavramının sırrını çözen, hayatın sırrını da çözmüş olur. Zamanın ne olduğunu ise şu dosyayı okuyarak anlayabilirsiniz:  http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/p/hakkmda.html  Bu dosyada ve devam sayfalarında, atalarımızın zaman kavramını neden yanlış yorumlayarak, insanlığı bir çıkmaza yönlendirdiklerinin hikâyesini okuyacaksınız.



İnsanların kafasında, bir şeye inanmanın toplumsal sistem için gerekli olduğu vardır. Peki kime veya neye inanacağız?

Güçlü bir toplumu kimse bölüp, parçalayamaz. Biz "dinamik sistemli doğada yaşadığımızı, dinamik sistemde varlıkların karşılıklı etkileşimlerle (anlaşıp-uzlaşıp) ortaklıklar oluşturarak sorunlarını çözebildikleri gerçeğini halka anlatmazsak, yöneticilerimiz dahil hepimiz,  2-3 bin yıl öncelerinin statik-sistemli düşünen uyanıklarının ellerindeki kuklalar oluruz hep kavga-savaş içinde yaşarız. Sorun "toplum oluşturma ve oluşturduğu toplumu sahiplenip-koruma"dır. Bu bilinç verilmediği sürece, devlet denilen tepeden yönlendirici sistemi eline geçirenler her zaman "topluma ihanet edebilirler" ve toplum (cumhuriyet) tehlikeye girer. Tek çözüm dinamik sistemli doğada yaşandığı gerçeğini halka açık ve net şekilde söyleyip, halkın toplumunu sahiplenmesini öğrenmesinden geçer.


Toplum hizmet-alış-veriş ortaklığıdır. Ortakların bilgi düzeyine bağlı gelişmişlik  gösterir. İnsanlara verilecek hayat görüşü, ortaklığın gelişmesine yönelik olmak zorundadır. Ortaklıklar dinamik sistemle mümkündür. Statik sistemli hayat görüşü öğretenler toplumsal sorunlara yol açtıklarından, topluma zararlı kişilerdir. Hangi meslek mensupları topluma zararlıdırlar?
          Ağaç yaşken eğilir. Doğa dinamik  sistemli iken, hala statik sistemli hayat görüşünde ısrar edenler “tam manasıyla eğilmişlerdir.”  Görüşlerinin dinamik sistemle uyuşmadığını fark edemeyenler ise tam manasıyla mantık çarpıklığı içindedirler.



          Bir insan, mensubu olduğu toplumdaki hayat sisteminin daha iyi yönde geliştirilebilmesi konusunda bir şeyler biliyor, buna kesin inanıyor ve bu bildiklerini topluma duyurmuyorsa, topluma karşı ihanet etmiş olmaz mı? Mademki bir görüşün, toplumca bilinip, uygulanması halinde, toplum daha iyiye gidecek, öyleyse, o görüşün toplumdan saklanması veya duyurulmaması, topluma karşı bir kötülüktür. Diğer taraftan, toplumun geleneksel düşünce ve inanç sistemi, bu yeni görüşü kabullenmeye uygun değilse; yani bu görüş toplumun geleneksel düşünce sistemini ve yaşam tarzını rencide edecek bilgiler içeriyorsa, o insan hemen “aforoz edilir” ve düşman olarak görülmeye başlanır.
          Peki, bir toplumun kendi çıkarına olan bir görüşe karşı çıkması tam bir mantıksızlık değil mi? Malum, öne sürülen yeni görüş toplumun tüm sorunlarını çözüyor, ve kimse bu önerilen görüşte bir veri veya mantık hatası bulamıyor; öyleyse insanların bu görüşe karşı çıkması mantıksızlığın daniskası değil midir? Evet mantıksızlığın daniskasıdır. Peki insanları bu mantıksız davranış içine iten kim veya kimlerdir?

İnsanlar birbirlerinin hizmetlerine muhtaç oldukları için bir araya gelip, toplum oluştururlar. Dolayısıyla, toplum insanlar arası bir etkileşim sistemidir. Toplumdaki etkileşimler, insanların ürün veya hizmetlerinin karşılıklı takasına dayanır. Bu takas işlemleri, hizmet üreticilerinin karşılıklı ilişkileriyle oluşturulması gerekir.

Halbuki günümüz toplumlarında bu takas işlemi tepedekilerin denetimindeki “para” sistemiyle olmaktadır. Bunun nedenini bilmek istemez misiniz? 



Sorunlardan kurtulmak,
          “para” denilen köleleştirici faktörü ortadan kaldırmakla;
          para faktörünü ortadan kaldırmak ise, doğadaki yönlendirici gücün içimizdeki atomlarda - kuantsal sistemde olduğu gerçeğini anlamakla mümkündür.





          Devletle Toplum arasında temel bir fark vardır: Devlet tepedeki birilerince kurulur ve sahiplenilir; toplum halk tarafından oluşturulup- sahiplenilirse oluşur. Dünyada şimdiye dek hep devletler oluşturulmuştur. Halk ürettiklerini, efendi olarak gördüğü tepedekilere teslim ederek, tepedekileri güç – kuvvet merkezi haline getirmişlerdir. Tepedekiler  de bu güce kullanarak halkı kul-köle yapmışlardır. Güç (Para) tepedeyse, kulluk-kölelik kaçınılmaz olur.


Statik sistem, yönlendirici gücün tepede olması nedeniyle, özgür düşünceli insan yerine, emir-kulu insanlar yetiştirir ve Tepeye Bağımlı Örgütlenme (TBÖ) oluşturur. TBÖ ise tüm toplumsal sorunların kaynağıdır.  

Toplumlar tepedeki bir lider (kral, sultan, başkan, vs.) ile idare edilirler, yönlendirilirler. Demokrasilerde bile halk tüm yetkiyi tepedeki başkana vermiştir. Toplumun refah düzeyi, bireylerinin üretim kapasitesine bağlıdır. Liderli sistemlerde halk pasifleştirilmiştir, çünkü liderin dediğinin yapılması gerekir. Düşünme tembelliğine mahkum edilen ve kendine güveni olmayan, halkın ise üretim potansiyeli, yeni buluşlar yaparak, diğer toplumlara karşı avantajlı duruma geçmesi olanaksızdır. Çünkü, doğası gereği, tepeye bağımlılık sistemi bireylerin düşünmesini ve bilgili olmasını engelleyicidir.



Yaşadığımız doğa dinamik bir sistemdir. Dinamik sistemler “information & self-organisation” temel prensibine göre işler.
Yani “bilgi edinmek, bilgi sahibi olmak” en önemli konudur. Bu bilgiler arasında ise
1- Doğadaki tüm oluşumların kuantsal sistemden kökenlenen içsel dürtülerle yönlendirildiği;
►2- Her varlığın kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu kendisinin tayin etmesi gerektiği;
►3- Daha rahat bir duruma ulaşmak için varlıkların ortaklıklar oluşturması gerektiği;
►4- Ortaklığın kurallarının ise varlıkların bizzat kendilerinin, karşılıklı anlaşma-uzlaşmalarla oluşturmaları gerektiği gibi önemli konular yer alır.
Halbuki ülkemizde senelerdir başka yönde bilgilerin verildiği bir sistem uygulanmaktadır.




​ Bir toplumun kalkınmışlık düzeyi, becerikli insan sayısı ile orantılıdır. Çünkü toplum hayatı karşılıklı hizmet alış-verişlerine dayalıdır, ve hizmeti üretenler insanlardır. Halk ne kadar becerikli ise, üretilen hizmet o kadar kaliteli olur. Karşılıklı takas edilecek olan da hizmet olduğundan, toplumun refah seviyesi bu şekilde yükselmiş olur. Becerikli insan yetiştirmek, hücreleri iyi yönlendirmekle olur. Hücreleri yönlendirmek ise, dayak atma, cehennem azabı gibi konularla korkutmakla değil, teşvikle olur.

          Davranışlarımızın yararımıza mı , zararımıza mı olduğunu saptama işi mantık olarak bilinir. Zombileşmiş varlıklar, bu konuda başarılı olamazlar ve yararlarına değil, zararlarına olan davranışta bulunurlar.
          Bu hesaplamayı yapmak çok önemlidir, çünkü bu zombileştirici faktörü, çocuklarına aktarması halinde bu büyük “günahı” işlemeye devam etmiş olacaklardır. İnsanlar arası ilişkiler Din-Para-İktidar üçlüsüyle yürütülmektedir ve bu üçlü birbirleriyle sıkı bir bağlantı içindedir. Bu üç-ayak arasındaki ilişkileri anlayamayan insanların mantıkları çarpıtılmış demektir.    Halkımızın gerçekleri görüp- binlerce yıllık bir şartlandırılmışlıktan - zombileşmişlikten kurtulmaları için daha ne yapılmalı? Ben veya bizler daha ne yapmalıyız?




          Devlet yöneticilerinin amacı toplumsal düzen oluşturmak değil, çıkar pazarlığı yapmaktır.
          Bilinçli arkadaşların, medya vs. kanalıyla, yöneticilere “Biz toprak pazarlığı değil, toplumsal huzur istiyoruz” mesajı vermeleri gerekir.
          Bu konuda bir kamu baskısı oluşturulmasıyla sorunlarımızdan  kurtulmamız mümkündür.





           Statik sistemde Doğa parsellenip-sahiplenilir. Sahiplenilen bölgedeki her şey SAHİPe aittir. Sahiplenilen arazilere “kutsal özlü” krallar- sultanlar yerleşirler; araziyi işleyerek üretim yapan halk, ürettiğinin çoğunu mal sahibine verir, zar-zor yaşayabileceği kadarı kendisine kalır. Bu şekilde “efendi” kesimi kapitalist olur  ve halk efendi kesiminin kölesi olarak yaşar. Tüm bu köleleştiricilik, peygamberli ALLAH’ın doğa ve dünyadaki her şeyin yaratıcısı ve sahibi olduğu inancının sonucudur.



Bir arkadaşımın DOM-sistemini çok kısa olarak açıklamamı istemesi üzerine aşağıdaki slaytı hazırlamıştım.
          Statik sistemde yönlendirme- etkileme tepeden olur. İnsanlar, tepeden gelen yönlendirmelere  göre şartlandırılırlar ve o görüşleri savunacak şekilde davranırlar. İnatçı olurlar.

         Dinamik sistemde yönlenme karşılıklı etkileşimlerle oluşturulur. İnsanlar “toplum” gibi bir üst-sistemin, anlaşıp-uzlaşmayla oluşturulacağı bilgisiyle yetişmiş olduklarından, herkesin yararına olan üst-sistem hayatında  uzlaşacak şekilde esnek davranırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder