DOM (15)- OLAYLAR RASTGELE VEYA TESADÜFÎ DEĞİL, OLASILIK HESABINA GÖREDİR

OLAYLAR RASTGELE VEYA TESADÜFÎ DEĞİL, OLASILIK HESABINA GÖREDİR



    Havadaki veya sudaki hiçbir molekül rastgele hareket etmez. Her bir molekül, kendisine komşu moleküllerin sıcaklık ve basınç değerlerini kendisininkiyle kıyaslar ve en düşük değer yönünde hareket eder. Tüm moleküller aynı şekilde davrandıklarından, havada veya suda aynı anda akıntılar başlar; rüzgârlar ve deniz içi akıntı sistemleri bu şekilde oluşurlar.
    Moleküllerin çevre koşullarını dikkate alarak yaptıkları bu bilinçli yönlenme, bedenlerimizdeki (ve de hücrelerimizin içindeki) moleküllerde de görülür. Organik moleküllerde 3" ve 5" olarak tanımlanan kutuplaşmalar vardır ve tüm reaksiyonlar bu kutuplaşmalara göre gerçekleşir. Nobel ödüllü Blobel (1999)’in ispatladığı üzere, hücre içlerindeki proteinler belli adres-etiketlerine göre hareket etmektedirler.
    Doğada rastgelelik veya tesadüf olmamasının nedeni şudur:
   ►1- Her şey enerjiyle oluşur ve tüm enerjilerin kaynağı da kuantsal sistemdedir.
   ►2- Kuantsal sistemdeki bu enerji, atom > molekül > hücre gibi üst sistemlerde depolandıkça, yeni oluşacak üst-sistemler, çevrelerindeki hangi tür enerji kaynağından yararlanabileceklerinin bilgilerini oluşturmaya başlarlar (çünkü bilgi, enerjinin nereden nereye aktarılması gerektiğinin verileridir).
   ►3- Bilgiler, varlıkların yapı ve dokularındaki anizotropiler olarak kayıt altına alındıklarından, tüm varlıklar çevrelerinden gelen sinyallerin bu anizotropik yapısallaşma unsurları ile olan etkileşimlerine göre davranırlar.
   ►4- Çıkartılacak sonuç şu olur: Tüm varlıklar çevrelerinden gelen sinyalleri değerlendirip olasılık hesapları yaparak davranışlarını belirlerler.

    Önceki bölümlerde açıklandığı üzere, beyin dediğimiz organ, hücrelerin doğada nelerin nelere dönüştüğü ve gelecekte ne tür değişim-dönüşümler olabileceği konusunda olasılık hesaplarına dayalı senaryolar üretmek için tasarlanmış bir organdır. Nelerin nelere nasıl dönüştüğü veya doğada nelerin olabileceği gibi konularda bilgi üretmenin önemi hücrelerce çok iyi bilinmektedir. Bu olgu deneylerle saptanmıştır. Şöyle ki:
    Beyindeki hücrelerin, çeşitli ödül olasılıkları karşısında nasıl davrandıkları deneylerle ortaya konulmuştur. Hücreler arası haberleşmede kullanılan maddelerden biri dopamindir ve bu ürünün üretilmesi için beyinde özel dopamin nöronları oluşturulmuştur. Bu dopamin nöronlarının, çevre faktörlerini, işe-yararlılık, ödül-olasılığı, varsayım-hatası, vs. açılardan değerlendirerek diğer hücrelere aktardıkları belirlenmiştir (Schultz (1998)). Bu aktarma işlemlerinde dopamin nöronlarının neleri dikkate aldıklarını saptamaya yönelik araştırmalarda ise, (Fiorillo et al. (2003)), dopamin nöronlarının, olasılık oranlarının söz konusu olduğu verilere daha büyük önem verdikleri ortaya çıkmıştır.

    Fiorillo ve diğ. (2003)nin maymunlarla yaptıkları deneylerde, maymunların beyinlerindeki dopamin nöronlarına detektörler yerleştirilerek, (1.küçük-veya-orta boy bir ödül; 2. küçük-veya-büyük boy bir ödül; 3.orta-veya-büyük boy bir ödül, vs.) gibi çeşitli koşullarda nasıl davrandıkları araştırılmıştır.
    Araştırma sonucunda:
   ►1- Hücrelerin uzun vadeli olaylarla kısa vadeli olaylar arasında ayrım yaptıkları,
   ►2- Kısa vadeli değerlendirmelerde, en büyük ödüle önem verip, onu tercih ettikleri;
   ►3- Uzun vadeli değerlendirmelerde ise %50 olasılıklı duruma önem verip, onu tercih ettikleri ortaya çıkmıştır.


Şekil 15.1: Hücreler olasılık hesaplarına göre davranırlar. A ve B şekilleri Fiorillo ve diğ. (2003)den, C şekli Lestas ve diğ. (2010)den.

    Şekilde görüldüğü üzere, sıfır ile bir arasında değişen ödül alma olasılıkları tercihlerinde, uzun vadeli değerlendirmelerde dopamin nöronları, kesinlik arz eden “sıfır=hiç-ödül-yok” veya “bir=mutlaka-ödül-var” seçeneklerine değil, “elli-elli” seçeneğine ağırlık vermişlerdir. Yani hücreler çok bilgili ve bilinçli davranıyorlar; anlık, kısa vadeli olaylarda hemen en büyük değerdeki ödülü seçiyorlar, ama uzun vadeli davranış söz konusu olduğunda, doğadaki en yaygın olasılık değeri olan %50  (elli-elli) değerini tercih ediyorlar.
    Bunun anlamı çok açıktır: Hücreler doğada her şeyin sürekli bir değişim dönüşüm sistemi içinde olduğunun farkındadırlar. Bu nedenle, uzun vadeli değerlendirmelerde “kesin ödül yok veya kesin ödül var” seçeneklerine rağbet etmiyorlar! Doğada her şeyin olabileceği gerçeğinden giderek, hep olasılık hesabına önem veriyorlar. Dahası da var: Lestas ve diğ. (2010) “Hücre içinde moleküler reaksiyonların çok artmasına bağlı olarak çok fazla sinyal oluşması, hücre içindeki iletişimleri kötü yönde etkilemeye başladığında, hücreler kaba kuvvet kullanarak hücre içindeki iletişimlerin yolunda gitmesini sağlarlar” anlamında “Nature must therefore call on brute-force solutions to maintain accuracy, and hence does so only when noise suppression is absolutely vital.” şeklinde bir sonuca ulaşmışlardır. (Bak. Şekil 15.1-C). Hücrelerin kaba kuvvet uygulama aracı, “bir kontrol şeytanı” olarak tanımlanmıştır: “a ‘control demon’ representing a controller that is optimized over all possible network topologies, rates and mechanisms”.
    Lestas ve diğ. (2010)nin ulaştıkları sonuç, hücrelerin çok bilgili ve bilinçli şekilde davrandıklarının tasdikinden başka bir şey değildir. Hücrelerin kaba kuvvet uygulayıcısı olarak kullandıkları “kontrol şeytanı” ise, hücrelerin genel yapısallaşmasındaki anizotropik enerji yönlendirme unsurlarıdır.

    Şimdi, halk arasında genelde tesadüf olarak kabul edilen bir olayı ele alıp, olayın aslında tamamen olasılık hesaplamaları sonucu gerçekleştiğini gösterelim. Bir kadın, başka kasabaya tayin olmuş bir yakınını ziyarete gider,  ziyaret süresi içinde de o kasabadaki bir erkekle tanışır ve evlenirler.
    Bayanın davranışlarının analizi:
    ►1- Bayanın seyahati bir nedene dayanır; boş zamanında yapılacak en iyi şeyin akrabasını ziyaret etmek olduğu kararını vermiştir.
    ►2- Vardığı kasabada rastladığı bir erkeğin, en iyi hayat arkadaşı adayı olabileceği olasılığını hesaplamıştır. (Elbette başka bir kente gitseydi belki orada da birine rastlayabilir ve onu seçebilirdi, ama akrabası o kasabadaydı. Varlıklar hep kendilerine en yakın öğelerin durumlarına göre davranmak mecburiyetindedirler, çünkü en temel doğa yasası, etkilenme derecesinin varlıklar arası mesafenin karesiyle ters orantılı olduğuna dayanır; yani bir varlığa ne kadar yakınsanız, o kadar fazla etkilenirsiniz.)
    Erkeğin davranışının analizi:
     ►1- Kasabada yeni bir kadın görmüş ve onun davranışlarından çok etkilenmiştir.
     ►2- Bu kadının kendisi için en iyi hayat arkadaşı olabileceğini düşünüp, o yönde karar vermiştir.
     ►3- Her varlıkta, tüm olasılıkları dikkate alma özelliği vardır. Kişi, diğer tüm olasılıkların gerçekleşme şansının daha az, önündeki fırsatın ise daha iyi olduğunu gördüğünde, kararını verir.

    Görüldüğü üzere, olaylar, tamamen doğadaki oluşum mekanizması ilkelerine göre gerçekleşmiştir. Doğal olaylardan bir örnek vermek gerekirse: Yaklaşık 50 milyon yıl önceleri Pasifik okyanusunda bir volkanizmayla Galapagos adaları ortaya çıkar. Bu adalara rüzgârlarla çeşitli bitki tohumları düşer ve yeşerip büyürler. Sonra kuşlar uçarken bu adalardaki bitkileri görürler ve oralara inerek o bitkilerle beslenmeye başlarlar. Bir süre sonra o adadaki koşullara uyacak şekilde yapısallaşmalarında düzenleme yaparlar ve Galapagos ekolojik topluluğu oluşur. Bu oluşumlar bir tesadüf veya rastgelelik değil, tamamen doğal sistem oluşum mekanizması çerçevesinde olaylardır. Yukarıda verilen evlenme örneği de tamamen buna benzer bir gelişmedir.
    Havadaki veya sudaki bir molekülün davranışında rastgelelik diye bir şey yoktur, onlar kendilerini çevrelerindeki moleküllerin basınç ve sıcaklık değerlerine göre yönlendirirler. Moleküllerin çevre koşullarını dikkate alarak yaptıkları bu bilinçli davranış, hücrelerde de görülür. Bir bedendeki veya hücredeki moleküllerin hepsi, belli bir kutuplaşma (anizotropi) gösterir ve bu kutuplaşmalara uygun olarak hareket ederler. Bu konuda Blobel (1999) proteinlerin adres-etiketleri taşıdığını göstererek Nobel ödülünü almıştır. Dolayısıyla atomlardan tutun, moleküllere, hücrelere kadar tüm varlıklar, tamamen enerji akışlarına göre davranırlar. Yani bedenimizi oluşturan hücrelerimiz atom ve moleküllerin hareketlerine bağlı olarak davrandıklarından, onlar da enerji akışına bağlı olarak davranmak zorunda kalırlar. Biz insanlar da hücrelerimizin denetim ve yönlendirmesinde olduğumuza göre, bizim davranışlarımızda da rastgelelik diye bir şey olamaz.
    Enerji akışının nasıl yönlendirileceği bilgisi, anizotropik yapısallaşmalar olarak varlıkların içlerine yerleştirilir ve enerji de bu anizotropik kanallar boyunca akar. Yeryuvarında bir volkanizmanın nerede patlayacağı, bir depremin nerde olacağı gibi enerji dışa-vurumları, hep doğadaki anizotropik yapısallaşmalara bağlıdırlar. Atalet kuvveti (inertial force) denilen ve fizikçilerin açıklayamadıkları kuvvet türü de, doğadaki anizotropik yapısallaşma yönlendirmelerine göre oluşan bu tür enerji akışları sonucudur.
    Olayımızdaki kadının akrabasının bir kasabada geçimini sağlayacak iş (enerji kaynağı) bulması, kadın için anizotropik bir yönlenme oluşturur. Ondan sonraki gelişmeler ise, normal doğa yasalarının uygulanışından başka bir şey değildir.

DEVAMI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder