Sorunlarımızın nedeni yapıcı-yaratıcılığı yanlış yorumlamak

Son birkaç paragrafla, bilim insanlarının doğadaki yapıcı-yaratıcı kuvveti yanlış yorumlamalarının doğurduğu büyük zararları gösterelim:
Bir şey yapma ve onu sahiplenme bilgisi ve yetkisi kimde?
Doğada neyin kim(ler) tarafından yapılıp-sahiplenildiğini anlamanın en kestirme yolu, hücrelerle bedenler arası ilişkiden geçer.
Ot veya yaprak yiyen bir hayvanın sindirim sistemindeki hücreler, o otu önce moleküllerine  (amino-asitlerine) kadar parçalarlar. Sonra o molekülleri kemik, kan, kas, tırnak, saç vs. gibi farklı beden-öğeleri oluşturacak şekilde kendi ihtiyaçlarına göre yeniden kombinasyonlara sokarlar ve farklı görüntülü hayvanlar oluştururlar.
Bu oluşturma işleminde, hücreler alt-sistemdir, oluşturulan beden ise üst-sistemdir. Doğa ve dünya bu türde alt-sistem ve üst-sistem yapılarından oluşmaktadır ve sürekli daha ergonomik varlıkların ortaya çıkmaları nedeniyle sürekli olarak kimyasal bileşimler değiştirilip, yeni varlıklar oluşturulmaktadır.
Bir bitki de, bir hayvan  da birer üst-sistemdir. Zaman kavramının anlamının açıklandığı paragraflarda gösterildiği üzere, her sistemin belli bir ömrü vardır; ve o süre sonunda her sistem parçalarına (alt-sistemlerine) ayrışır. Serbest kalan alt-sistem öğeleri, doğadaki değişmiş olan koşulları dikkate alarak, tekrar yeni bir üst-sistem oluşturacak şekilde tekrar birleşmeye çalışırlar. Yani doğa ve dünyamız sürekli değişim-dönüşüm içindeki dinamik bir sistemdir.

 “Information & self-organisation” olarak özetlenen Dinamik sistemler fiziği (Synergetics), doğadaki bu dinamik işleyiş mekanizmasının  temel kurallarını ortaya koymuştur. (Haken 2000).
1-Doğadaki her şey alt-sistem – üst-sistem şeklinde gerçekleşir.
2-Üst-sistemde geçerli olacak kurallar tüm katılımcıların karşılıklı etkileşimleriyle (rezonans oluşumlarıyla), ortaklaşa alınır.
3-Güç (enerji) her zaman alt-sistemlerdedir.

Felsefi açıdan konuyu ele alan Feibleman: (1954) “Theory of Integrative Levels” adlı eserinde , “alt-sistem – üst-sistem” ilişkilerinin ana-hatlarında şunu vurgular:
1-Her sistemde, üst düzey alt düzeye bağımlıdır;
2-karar erki alt düzeydedir; üst düzey hedef göstermekle yükümlüdür.

Şimdi asıl konumuza dönelim: insanlık:
         1-Dünya ölçeğinde büyük sorunlarla karşı-karşıya;
         2-Devletler-toplumlar düzeyinde büyük sorunlarla karşı-karşıya;
         3- Bireysel düzeyde yine büyük sorunlarla karşı-karşıya.

Nedeni ise, doğadaki yaratıcılığın üst-sisteme ait olduğu şeklindeki geleneksel görüştür.  Halbuki doğadaki tüm oluşumlar, en tabandaki öğelerle başlamaktadır.

Tüm varlıklar proton, nötron ve elektronlardan oluşurlar. Bu temel yapıtaşları sabit öğeler değillerdir, sürekli değişim-dönüşüm içindedirler. Proton nötrona, nötron protona dönüşebilmektedir. Bu dönüşümlerde enerji verilmekte veya alınmaktadır. Dahası, madde anti-maddeye, anti-madde maddeye dönüşmektedir. Tüm bu enerji-madde ilişkilerini anlayabilmek için, şu 3 dosyanın okunması şarttır:

Önerilen makalelerde gösterildiği üzere, doğada sabit kalan, değişip-dönüşmeyen hiçbir şey yoktur. Toplumumuzun inandığı yaratıcı (Allah) ise, ebedi ömürlü, hiç değişmeyen bir şeydir.
Allah:
• 1-Her şeyi önceden bilir,
• 2-Olsun demesiyle bir şey anında oluşur,
• 3-Ebedidir, zaman onun ebediliğine bağlı sonsuzluktur,
• 4-Varlıklardan bağımsız, varlıkların üstünde bir şeydir,
• 5-Varlıklar birer robot gibi O’nun emirlerine (kurallarına) uyarlar,
Doğa bilimsel araştırmalar ise doğadaki yaratıcılığın kuantsal enerji sistemiyle başlatılıp-yürütüldüğünü göstermektedir: Kuantlar alemi:• 1- Her şeyi önceden bilmez, en iyi bilgi oluşturan varlıklara yatırım yapar, kötü olanları terk eder,
• 2-Oluşumlar proton, nötron, elektron gibi en temel alt-sistem öğeleriyle başlarlar;
onların bir-birbirleriyle etkileşimleri ve rezonansa girebilmelerine bağlı olarak, bir üst-sistem olan atomlar oluşurlar;
atomların bir-birbirleriyle etkileşimleri ve rezonansa girebilmelerine bağlı olarak, bir üst-sistem olan moleküller;
onların bir-birbirleriyle etkileşimleri ve rezonansa girebilmelerine bağlı olarak, bir üst-sistem olan hücreler;
onların bir-birbirleriyle etkileşimleri ve rezonansa girebilmelerine bağlı olarak, bir üst-sistem olan bedenler vs. oluşurlar.
Tüm bu alt-sistemden üst-sistemlere geçişlerde temel amaç, enerji-akışı-yoğunluğunu artırarak, daha rahat bir duruma geçme amacı vardır (rahatlama dürtüsü).
• 3- Doğal-sisteminin yaratıcısı kuantum-alemidir, enerjidir; her yeni bir varlık oluşumuyla, yapısal-dokusal durumları değiştirilerek, yeni varlıklarla rezonansa girecek şekilde değişime uğrarlar. Zaman denilen değişim-dönüşüm göstergesi bu şekilde ortaya çıkar.
• 4- Doğal-sistemi yaratıcısı, önceki paragraflarda belirtildiği üzere, doğadaki diğer varlıkların üstünde değil, onların içindedir, altındadır. Onlarla karşılıklı bir ilişki ve etkileşim içindedir.

Doğadaki tüm varlıkların karşılıklı bir etkileşim içinde olmalarını sağlayan en önemli unsur, proton-nötron gibi en temel yapı-taşlarının birbirlerine dönüşümleri ve bu dönüşüm sırasında nötrino denilen çok ufak kuantsal enerji öğelerinin çevreye yayılmasıdır.
 Nötrino kaynakları:
1-Bizim dünyamızın yakınında gerçekleşen en fazla çekirdek reaksiyonları Güneş içinde olduğundan, dünyamızda rastlanılan nötrinoların çoğunluğu Güneş kökenlidir.
2-Ancak, kozmik ışınlar da, atmosferde çekirdek reaksiyonlarına yol açtıklarından, bir kısım nötrinolar atmosfer kökenlidirler.
3-Nötrinolar uzaydaki her hangi bir galaksideki bir yıldızdan gelebilirler.
4-Dünyamızın içinde (çekirdeğinde, mantosunda, litosferinde, hidrosferinde) çekirdek reaksiyonları olduğundan, bunların herhangi bir yerinden gelebilirler.
5-Ama tüm bunların haricinde, nötrinolar bizlerin ve çevremizdeki tüm canlıların bedenlerinde de oluşmakta ve çevreye yayılmaktadırlar. Buna örnekler Kervran (1973) tarafından yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur.
“Dünyamızın, başlangıçta oluşturulduğu şekilde hiç değişmeden kaldığı ebediyen böyle kalacağı şeklindeki bir dogma İncil’in bize mirasıdır. Yaratılışta  şu kadar krom, şu kadar demir, vb. oluşturulmuştur şeklinde bir bilgi bizlere verilmektedir. Daha sonra başka hiçbir yaratıcı gelmediğinden, "başka hiçbir şey yaratılmamıştır”, her şey olduğu gibi kalmıştır. Dolayısıyla "hiçbir şey kaybolmaz". Böyle bir inanç, herkes tarafından Musa'nın zamanından beri kabul edilmektedir. Sözde "bilim adamlarının" günümüzde bu şekilde “akıl-yürütmelerine" ancak gülümseyebiliriz. Çünkü, Yirminci yüzyılın başından beri radyoaktif doğal dönüşüm bilinmektedir. Ve 1919 yılında ilk yapay dönüşüm gerçekleştirilmiştir. Ama doğada, çeşitli zamanlarda, klasik nükleer fiziğin bilmediği başka dönüşümler olmamış mıdır? Biz deneysel olarak tüm canlıların element dönüşümleri gerçekleştirdiklerini gösterdik ve jeoloji diğer bir çok türde dönüşümler olduğunu göstermiştir. Bu şu anlama gelir: atomların ebediliği (değişmezliği) söz konusu değildir. Bir moleküldeki bir atomun, diğer moleküldeki bir başka atoma dönüşmediği kimyasal reaksiyonlar söz konusu değildir, maddeler (atomlar), birbirlerine dönüşme şeklinde,  oluşmakta ve kaybolmaktadırlar.” (Kervran 1973, s. 120)

Kervran, doğada sürekli bir değişim dönüşüm gerçekleştiğini ve bu değişim-dönüşümlerin atomlar aleminden kaynaklandığını delilleriyle ortaya koyup, “Life is nothing but chemistry = Hayat sadece kimyadan ibarettir” diyen ilk bilim adamıdır. Kervran’ın dahiyane görüşünün, dogmatik görüşlerle şartlandırılmış diğer bilim insanları ve  medya tarafından nasıl engellenip, Nobel ödülü almasının nasıl engellendiği konusunu “Bir dogmanın çöküşü”  başlıklı şu makalede takip edebilirsiniz:  http://tanriyianlamak.blogspot.com/2012/02/dom-2-enerjinin-kokeni-ve-kuantum.html

Kervran (1973, 1982) de belirtildiği üzere:
1-      Taze meyve ile o meyvenin kurutulmuşunun atom bileşimleri değişir, demir ve bakır elementleri miktarı anormal şekilde artar. Meyvenin içine dışarıdan demir veya bakır iyonları girmediğine göre, o artan miktar, başka C, O gibi başka elementlerin dönüşümleriyle oluşmak zorundadırlar.  (2 16C + 2 12O → 56Fe . (Kervran 1973))

2-      Tohum ile o tohumdan oluşan bitkinin atom bileşimleri de çok değişir. Saf su içinde, tamamen kapalı ortamda filizlendirilmiş yulaf bitkisinde kalsiyum  miktarı artar, potasyum miktarı azalır. Filizlenme, tamamen kontrollü ortam koşullarında yapıldıklarından, dışarıdan kalsiyum elementi alınması söz konusu değildir, potasyum elementinin dönüşmesi sonucu oluşmak zorundadır. (39K + 1 40Ca Kervran 1973)

3-      Strassbug katedralinin duvarlarındaki kumtaşlarının analizlerinde saptandığı üzere, taze kumtaşlarında Si miktarı yüksek, Ca miktarı düşük iken, ayrışmış kumtaşlarında durum tersine dönmüştür: Si azalmış, Ca artmıştır. Buna karşın K, Mg gibi elementlerin miktarlarında pek bir değişim olmamıştır.

Bu tür element dönüşümleri çevremizde -ve de bizlerin bedeninde- her an olmaktadır. Bu dönüşümler birer çekirdek reaksiyonu olduklarından, çevreye bir sürü nötrino saçılmaktadır. Nötrinolar ise, sınır tanımaksızın çevrelerindeki her varlığı delip-geçtiklerinden (ve bu geçişleri sırasında, güzergahlarındaki atomlarla etkileşip, enerjilerini azaltıp, veya artırdıklarından) doğadaki tüm varlıklar arasında bir karşılıklı etkileşim sistemi ortaya çıkmaktadır.
Yani bedenimizin her cm-karelik kısmından saniyede milyarlarca nötrino bedenimize girmektedir. Bu nötrinoların bir kısmı güneşten, bir kısmı evrenin bir başka yerinden, bir kısmı dünyamızın içinden, bir kısmı çevremizdeki bitki ve hayvanlardan, bir kısmı çevremizdeki bakteri ve mantarlardan gelmektedir. Ama daha da önemlisi, çevremizdeki insanların yaydıkları nötrinolar da bedenimize girmekte ve bizlerin atomlarıyla etkileşmektedir. Bu etkileşimlerde, nötrinolar birer transit yolcu gibi değil, birer enerji ve enformasyon elçisi gibi davranmaktadırlar. Yani biz insanlar  dahil, canlı-cansız tüm varlıklar “ether” dediğimiz bir sinyaller okyanusu içinde, bir birlerimizle karşılıklı bir etkileşim ağı içinde yaşamaktayız. “Ether” kavramı hakkında gerekli bilgilere: http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/2015/05/ether-ve-allah.html
dosyasında ulaşabilirsiniz.
Görüldüğü üzere, varlıkların bileşimleri, çevredeki değişimlere göre, sürekli değiştirilmektedir. Değişimler atomik düzeyde olmakta ve kimyasal elementler, çevredeki enerji durumuna göre, birbirlerine dönüştürülmektedir. Tüm bu dönüşümler birer çekirdek reaksiyonu gerektirmektedir. Çekirdek reaksiyonlarında ise nötrinolar çevreye yayılıp, çevredeki tüm varlıkların içlerindeki proton-nötron-elektron gibi atom-altı öğelerle etkileşebilmekte, ve onlarda değişiklik yapabilmektedir.
Kuantum fiziği araştırmaları, atomların birbirlerine dönüşümü (yani çekirdek reaksiyonları) sırasında, oluşan nötrinoların, oluşumlarının başlangıcında çok küçük bir enerji potansiyeline sahip olduklarını, ama  doğadaki  varlıkları delip-geçerken, geçtiği yerlerdeki atom-altı-öğelerle etkileşime girerek, enerji potansiyellerini artırdığı veya azalttığı, bu nedenle doğadaki oluşumları etkilediklerini ortaya koymuştur. Nötrinoların enerji potansiyelleri, geçtikleri güzergahlardaki varlıklarla etkileşimleri sırasında öylesine artabilmekteler ki, sonraki güzergahlarındaki bir varlığın içinden geçerlerken, o varlığın moleküllerindeki atomlarda çekirdek reaksiyonlarına yol açıp, kimyasal bileşimini değiştirebilmektedirler. Ve nötrinolar hem bizlerin bedenlerinde, hem çevremizdeki canlı-cansız her varlık içinde oluştuklarından, evrendeki her şeyle karşılıklı bir etkileşim ve bağımlılık içindeyiz.
         Yaratıcılığı-yapıcılığı, alt-sistemlere değil de, üst-sistemde bir şeye bağlayınca, olanlar olmuş, mantıklar tamamen bozulmuştur. Çünkü üst-sistemler hep alt-sistemlerce oluşturulmaktadır.

Şimdi bu mantık bozukluğunun oluşturduğu zararları kısaca görelim: 
 Yapıcılık (yaratıcılık) ve ona bağlı olan sahiplenme olayı her zaman alt-sistemlere ait olmasına rağmen, onu üst-sistem bir şeye bağlamakla:
1-      Dünya ölçeğinde:





DOĞA ve DÜNYAnın Tepedekilerce sahiplenilip parsellenmesine göz yumduğunuz için, onların işediği suça yardım ve yataklık etmiş oluyorsunuz…














 


2-      Toplumsal düzeyde:
Sizler toplumunuza bizzat sahip çıkmayıp, onu tepedeki birilerine emanet ettiğiniz için, doğadaki sisteme karşı suç işlemiş oluyorsunuz.








3-Bedensel düzeyde:
Bedenlerinizin sahipliğini içlerindeki hücrelere teslim etmediğiniz için, tüm sağlık sorunlarınızın günahını üstlenmiş oluyorsunuz.





2- Din adamlarının Allah’ı yanlış tanıttıkları, devam edecek sayfalarda (http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/2014/03/dom-bilgi.html adresli yazıda) gösterilmiştir.
3- Bunların her ikisi de statik sistemlidir, yani tepeye bağımlı örgütlenmeler (TBÖ) gerektirir. -TBÖ’nün tüm toplumsal sorunların kaynağı olduğu http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/p/hakkmda.html
adresli yazıda net bir şekilde ıspatlanmıştır.
4-Bu nedenlerden dolayı statik sistemli düşünen bilim- ve  din-adamları topluma karşı suç işlemektedirler.
Din ve bilim-insanlarının böylesine zombi davranmalarının temel suçlusu ise, onları bu yönde davranmaya mecbur eden “tepedeki” yöneticilerdir. Her şey "Çıkar-Enerji" savaşıdır. Toplumu (devleti) yönlendirmek için, halkı bağımlı kılmak gerekir. Bağımlı kılmanın yolu, para ile olur. Doğadaki etkileyici-yönlendirici gücü (Allah veya doğal seçici) tepeye koyarsınız, o her şeyin sahibi olur. İnsanlar da tepedeki efendilerin uşakları olurlar. Uşaklar efendilerinin mülkleri üzerinde çalışıp-kazanırlar ve kazandıklarının çoğunu efendilere verirler ve boğaz-tokluğuna yaşarlar.
5-Bir insan, topluma karşı işlenen bir suç karşısında, sesini çıkarmıyor, tepki göstermiyorsa, o da bu suça yataklık etmiş olur. Bunun farkında olan biri olarak, bu suçun sürekli olarak işlenmesine karşı, herkesi uyarmaya çalışmayı vicdani bir görev sayıyorum.
6- Statik sistemli düşünen din ve bilim insanlarının izinden gidenler, onların işledikleri suça ortak olmaktadırlar. Şimdiye dek bu ilişki zincirinden habersiz olduklarından, mazur görülebilirler; ama yukarıda verilen makaleler ışığında artık mazur görülemezler. Bu nedenle, hala statik sistemli davranışlarını sürdürenler, çocuklarının geleceğini kararttıkları için vicdan azabı duymalılar.
        Kısacası, tüm sorunlarımızın nedeni , yaratıcı olarak tanımlanan TANRI kavramının yanlış yorumlanmış olmasıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder