Karşılıklı Etkileşimlerle değişip-dönüşen bir dünya

Varlıklar arası anında karşılıklı etkileşimleri açıklamak için birkaç örnek verelim.

►1- Bir odada asılı duran bir sarkaç (çekül)  düşünün. Çevrede ani bir volkan patlamasıyla bir yüksek dağ oluşmuş olsun. Çekül anında, o yeni oluşan dağın kendisine olan uzaklığını (r) ve dağın kütlesini  m2 en hassas şekilde algılar,  kendi ağırlığı olan m1  ile kıyaslar ve  m1 (çarpı)x  m2 (bölü)/r2 formülüne göre, bir hesaplama yapar ve çıkan değere uygun şekilde dağın bulunduğu yöne doğru konumunu değiştirir. 
►2- Elinizdeki pusulanın veya cep-telefonunuzun ibresinin konumunu gözlemleyin. Her şey sakin olsun. O an Güneşte bir patlama olsun ve dünyamız atmosferi o radyasyondan etkilenmiş olsun. Binlerce km uzaklıktaki bu elektromanyetik radyasyonun şiddeti anında pusulamızın ibresi tarafından algılanır, ve yukarıdaki formüle benzer şekilde bir hesaplama yapılarak,  belli bir derece kadar bir yöne doğru bir dönme gerçekleşir. 
Bunlar gözle görülebilen maddelerin çevrelerini algılama ve anında tepki verme örnekleridir. Peki maddeleri oluşturan atom ve atom-altı-öğelerin çevre algılama ve tepki verme yetenekleri nasıldır?
►3-  Blog-sayfamızın  ►2:   http://tanriyianlamak.blogspot.com.tr/p/domun-ozu.html
“ En-Temel-Canlılık” başlıklı makalesinde gösterildiği üzere, atom ve atom-altı-öğelerin oluşturdukları kuantsal sistemde karşılıklı etkileşimler çok daha etkilidir. Şöyle ki:
•         EPR- etkisi adlı olayda görüldüğü üzere, kuantsal düzeyde, evrensel ölçekte anında bir etkileşme vardır.
•         Tünelleme etkisi adlı olayda görüldüğü üzere,  kuantsal sistemde öğeler, çevrelerinde algıladıkları daha ekonomik bir yapısal öğeye göç edebilmek için önlerinde bulunan en büyük engeli dahi aşacak düzeyde bir enerjiyi “kuantsal enerji-ağından” ödünç alıp, o ekonomik yapıya göç ederler ve bu şekilde daha kötü olan bir yapısal unsurdan, daha iyi bir yapısal unsura geçerek, iyilerin gelişmesini, kötülerin gerilemesini sağlayıcı ekolojik işlevlerini yerine getirirler.
Yani doğadaki tüm varlıklar kendilerini etkileyen faktörleri anında algılayıp, gerekli hesaplamaları yapıp, durumlarını ona göre ayarlarlar. 
►4-  Bir şey yapılması-oluşturulması için enerji gerekir. Enerji ise sadece atom-altı-öğeler dünyası diyebileceğimiz kuantsal sistemin denetim ve kontrolündedir. Bu nedenle doğadaki her şey atom-altı-öğeler dünyası dediğimiz alt-sistemler tarafından oluşturulmaya başlanır.  Böylelikle birbirlerine bağımlı olan entegre bir sistem ortaya çıkar. Böyle bir sistemde geçerli olan kurallar, Feibleman: (1954) tarafından “Theory of Integrative Levels = Bütünleştirici Düzeylerinin Teorisi” başlığı altında yayınlanmıştır ve “alt-sistem – üst-sistem” ilişkilerinin ana-hatlarını belirlerler. Bunlar arasında en önemli ilke şudur:
•         Her sistemde, üst düzey alt düzeye bağımlıdır; karar erki alt düzeydedir; üst düzey hedef göstermekle yükümlüdür.

Buraya kadar anlatılanlar, doğadaki denge ve düzenin kuantsal sistemin etkileyici ve yönlendiriciliği çerçevesinde gerçekleştiğini göstermekte ve dinamik sistem olarak bilinmektedir. Buna göre “devlet” olarak bildiğimiz  üst-sistemin biz halka hedef göstermesi gerekmektedir.
►Devletlerin yönetimini elinde bulunduranların insanlara gösterdikleri hedef ise şöyledir: Etkileyici-yönlendirici güç sistemi, dışınızdaki-tepedeki bir görünmez güç-sistemindedir. Bu tepedeki güç-sistemini temsil eden liderler de sizleri yönlendireceklerdir! (Bu sisteme statik sistem denir.)
►Halbuki dinamik sistemli doğada değişim-dönüşümler bedenlerimizdeki hücreler ve onların içlerindeki moleküller-atomlar tarafından algılanıp, o değişimlere uygun tepkiler verilmekte, değişim-dönüşümler önce içimizde başlamakta, sonra dışa yansıtılmaktadır.
•         Yani halkımız binlerce yıldır devleti sahiplenme ve yönlendirme yetkisinin, kendilerinde değil, tepedeki birilerinin elinde olduğu yanlış bilgisi ile aldatılıyor-kandırılıyor.
•         Bir iş veya eylem için enerji gerekir. Doğadaki tüm enerjilerin kaynağını ise kuantsal sistem oluşturur, yani güç-kuvvet oluşumu hep alt-sistemlerdedir. Peki, tepedeki bir lider toplumu yönlendirecek gücü nerden-nasıl alacak?
•         Bu sorun, doğadaki her şeyin sahipliğinin tepedeki güç sisteminde olduğu, dolayısıyla vatan denilen devlet arazilerinin sahipliğinin krallara-sultanlara ait olduğu şeklinde bir inanç oluşturulmasıyla çözülmüştür. Halk, üzerinde yaşadığı araziden elde ettiği ürünlerin yarısını (hatta üçte-ikisini) toprak ağalarına verir ve tepedekilerin güç kaynağı bu şekilde oluşturulmuş olunur. (Doğadaki ekolojik dengenin bozulmasının günahının statik sistemli hayat görüşü sahiplerinin sırtında olduğunun net bir kanıtı!)
•          “Para” denilen toplumsal alış-veriş sisteminin ortaya çıkışı ile, tepedekilerin güç kaynağı toprak-ağalığının elinden alınıp,  banka sahibi zenginler-kulübü üyelerinin denetimine girmiştir.
•         Özetleyecek olursak, halkımız binlerce yıldır, statik sistemli bir hayat görüşü ile kandırılmaktadır. Bu kandırılma işleminde kullanılan en etkili meslek grubunu ise din-adamları oluşturmaktadır. Geçimlerini tepedeki para-babalarından aldıkları için onların istekleri doğrultusunda davranmakla, halkın, bilerek veya bilmeyerek, kandırılmasında en etkili rolü oynamaktadırlar. Bir müftü olarak görev yaparken, Cennet-Ülke slaytı ve açıklamalarındaki gerçeği öğrendikten sonra müftülük görevinden istifa ederek, geçimini çaycılıkla sağlayan merhum Turan Dursun’un şu sözü bu durumu güzel açıklamaktadır: “Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim, halka gerçeği anlatma uğruna ölümü göze mi alayım?”
•         ►Her gün masum insanlar ölürken, kimsenin can güvenliği yokken, hak-hukuk sistemi işlemezken;
•         ►Enflasyon-işsizlik her geçen gün artarak devam ederken;
•         ►Tüm toplumsal sorunlarımızın kaynağını statik sistemli tepeye bağımlılık olduğu bilimsel verileriyle ortaya konmuşken,
•         Başta din-adamları olmak üzere, bilim insanlarının ve “aydın” olduğuna inandığımız kişilerin hala yapraklarla uğraşmaya devam edip, ormanı görememelerini protesto ediyor, onların topluma karşı suç işlediklerini iddia ediyorum. Onlara karşı dava açıp, cezalandırılmalarını sağlamak mevcut hukuksal düzende mümkün olmadığından, vicdanlarında içten-içe bu suçluluğu hissetmeleri dileğimle.

Katılıyorsanız, paylaşın ki, çığ gibi çoğalıp, kritik sayıya ulaşılsın ve sağır-sultanlar bile duysun. Yoksa, daha çooook bir kurtarıcı beklersiniz.

DEVAMI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder