ether ve tanrı



Ether ve Tanrı kavramı arası bağlantı

Önce bir tanım yaparak “ether” terimini hangi anlamda kullandığımı açıklayacağım.
Ether Okyanusu =Sinyaller Okyanusu
Önce bir tanım yaparak “ether” terimini hangi anlamda kullandığımı açıklayacağım. 
Ether sözcüğü uzay boşluğunu dolduran ve ışığın boşlukta ilerlemesini sağlayan görünmez bir şey olarak algılana gelmiştir. Doğa ve dünyanın “hava, su, ateş, toprak” gibi dört temel elementten oluştuğu şeklindeki görüşün egemen olduğu dönemde “ether” beşinci element olarak kabul edilmiş ve ilahi güçlerin bu elementi soludukları varsayılmıştır. Böyle bir varsayım yapılırken doğadaki kuvvet alanlarının düşünülmüş olması gerekmektedir.
Günümüz doğa bilimleri değerlendirilmesi açısından kavrama bakarsak, şunu görürüz. Gerek bizim atmosferimizde gerek uzay boşluğunda kuvvet alanları vardır ve bu kuvvet alanları özellikle elektromanyetik radyasyonlardan (ve de gravite, baskın kuvvet gibi diğer kuvvet türleri etkilerinden) oluşmaktadır. Bu kuvvet alanlarının varlığını ve etkisini şöyle tasarlayabilirsiniz: Çevremizdeki her yer (atmosfer, hidrosfer, litosfer, uzay boşluğu, vs.) çeşitli radyasyonlarla doludur. Bizler bunu doğrudan algılayamayız, ama bir radyo alıcısının düğmesini sağa-sola kaydırdıkça işittiğimiz farklı yayınları aldığımızda, çevremizde ne kadar farklı sinyal bulunduğunu fark ederiz. Ether dediğimiz şey bu sinyaller okyanusundan oluşur.
Varlıklar çevrelerindeki değişim-dönüşümlere göre yapılarını (kimyasal ve fiziksel bileşimlerini) değiştirirler. Değişen bu bileşimlere uygun olarak, onların çevrelerine yaydıkları sinyaller de değişmiş olurlar. Bu nedenle ether okyanusundaki sinyaller de sürekli değişim-dönüşüm içinde olur.
Günümüzde bu ether okyanusunun içinde cep-telefonu, internet ortamı, uydular, televizyonlar gibi bir sürü yeni sinyal türü daha bulunmaktadır. Halbuki yüz-yıl öncesinin atmosferinde bu tür sinyaller bulunmuyordu, çünkü bu sinyalleri üreten maddeler henüz doğada yoktu. Dolayısıyla, uzayda bir sinyalin var olabilmesi için o sinyali oluşturan maddenin doğada oluşmuş olması şarttır.
Doğada maddelerin oluşum sıralanması dikkate alınıp, buna göre zaman içinde uzayda ether çeşitliliği ve yoğunluğu hesaplandığında, ether yoğunluğu ve çeşitliliğinin günümüzden geçmişe doğru gittikçe azalacağı anlaşılır.
Varlıklar davranışlarını ether içindeki sinyallerden yararlanarak belirler. Örneğin göçmen kuşlar, balıklar vs. yeryuvarının manyetik alanından yararlanarak yönlerini belirler ve bu sayede Afrika’daki bir noktadan kuzey Avrupa’daki bir noktaya gidip gelirler ve yollarını-yuvalarını hiç şaşırmazlar.
Bütün bitkiler ve hayvanlar çevrelerindeki ether okyanusundaki sinyalleri algılayarak ne zaman çoğalacaklarını, ne zaman uyku moduna geçeceklerini belirler. Kısacası, ether tüm varlıkların haber kaynağını oluşturur.
Tüm varlıklar oluşumları için gerekli enerjiyi kuantsal sistemden alır. Kuantsal enerji ise, önce atom dediğimiz temel elementler içinde, sonra ise bu elementlerin kombinasyonlarıyla oluşan moleküller içinde depolanır. Fotosentez olayı, kuantsal enerjinin maddelere nasıl bağlandığını gösteren güzel bir örnektir. Her canlı varlığını sürdürebilmek için enerjiye muhtaç olduğundan, enerji kaynağının nasıl değişip-dönüştüğü konusunda bilgi toplamak zorundadır. Bitkiler güneş ışığına ve de ortam sıcaklığına bağlı olarak enerji depolayabildiklerinden, her bitki gün-uzunluğu farklarını ve sıcaklık derecesi-değişimlerini takip edip, ne zaman -çiçek açacağı, sürgün vereceği gibi önemli olayları ayarlamak zorundadır. Bu bilgiler ve sinyaller ise ether dediğimiz sinyaller okyanusunda bulunmaktadır.
Bir cep-telefonuyla bu sinyaller okyanusundan kendisi için gerekli sinyalleri alıp, ona göre işlem yapan insanlar gibi, tüm diğer canlılar da, farklı sinyallerle etkileşebilen çeşitli proteinler üreterek, bu sinyaller okyanusundan kendileri için gerekli bilgileri alırlar ve ona göre davranırlar. Diğer bir ifadeyle, doğa ve dünyayı etkileyip-yönlendiren faktör olarak tanımlanan “Tanrı”, sabit-ebedi-değişmez bir varlık değil, ether dediğimiz değişken bir sinyaller sistemi ve bu sinyallerden yararlanarak, yeni maddeler-bedenler oluşturma faktörüdür.
Bu ether okyanusunda, bir çekülün çevresindeki tüm kütleleri algılayıp-ona göre yönlenmesi gibi, tüm diğer varlıklar da kendilerini etkileyen tüm kuvvet türlerini algılayıp, ona göre davranırlar.

Ether okyanusunu oluşması ise, kuantların atomları, atomların molekülleri, moleküllerin hücreleri, hücrelerin bedenleri oluşturması şeklindeki zaman ardalanmalarında gerçekleşmiştir. Yani ether okyanusu, varlıkların çeşitlenmesiyle tabandan tepeye (alt-sistemlerden üst-sistemlere doğru) dinamik oluşum mekanizması (DOM) sistemiyle oluşup-gelişmiştir.

Dinamik sistemler fiziğinin “order-parameter” denilen düzen-oluşturma faktörü, aslında bir kuvvet alanıdır, yani ether okyanusunun bir parçasıdır.

Ether-okyanusunun en temel öğeleri ise nötrinolardır ve doğada madde oluşumunun başlangıç safhasından beri etkilidirler.

Şöyle ki: Madde dediğimiz belli bir şekli ve kütlesi olan öğeler,  atomların çekirdeğini oluşturan proton ve nötronlardan oluşurlar. Doğadaki en temel element olan hidrojen, tek bir protondan oluşur. Halbuki karbon (6 protonlu), azot (7 protonlu), oksijen (8 protonlu), demir (26 protonlu) vs gibi farklı kimyasal elementler, birer proton eklenmesi sonucu oluşmaktadırlar. Bu protonlar atom çekirdeklerinde sıkı şekilde bir arada bulunurlar. Protonlar artı elektrik yüklü olduklarından birbirlerini itmek zorundadırlar. Protonların bir arada tutulabilinmesi için nötron denilen bir başka öğe devreye girer ve, proton ve nötronlar arasında yapıştırıcı görevi üstlenen gluon adlı güçlü-etkileşim (strong-interaction)  faktörü oluşturulur.
Proton ve nötron arasında şekilde gösterilen türde bir karşılıklı etkileşim vardır. Protonlar nötronlara, nötronlar protonlara dönüşebilmektedir.

Nötronun protona veyahut protonun nötrona dönüşmesi olaylarında (ki bunlara çekirdek reaksiyonları denir), birer elektron (veya pozitron) salınımı yanında, anti-nötrino (veya nötrino) denilen enerji öğeleri de çevreye yayılırlar.

Burada çok önemli bir nokta dikkat çeker. Madde oluşturucu iki temel öğenin (proton ve nötron) birbirlerine dönüşmesi sırasında açığa çıkan (yani çevreye yayılan öğeler, madde ve anti-madde öğelerdir:

Elektron (normal madde) ile anti-nötrino (anti-madde) bir tarafta
Pozitron (anti-madde) ile nötrino (normal madde) diğer tarafta.

Bu zıtlık doğadaki enerji dağılımı dengelenmesinde rol oynayan en temel noktadır. Elektron ve pozitronun elektro-manyetik kuvvet oluşumlarında ana-aktör oldukları bilinmektedir. Ama gözlemlenmeleri çok zor olan nötrinolara son yıllarda ağırlık verilmeye başlanmıştır.

Araştırmalar, çok küçük bir enerji potansiyeline sahip olmaları beklenen nötrinoların, doğadaki tüm varlıkları delip-geçebildiği, geçtiği yerlerdeki atom-altı-öğelerle etkileşime girerek, enerji potansiyellerini artırdığı veya azalttığı, bu nedenle doğadaki oluşumları etkiledikleri gözlenmiştir. Nötrinoların enerji potansiyelleri, geçtikleri güzergahlardaki varlıklarla etkileşimleri sırasında öylesine artabilmekteler ki, sonraki güzergahlarındaki bir varlığın içinden geçerlerken, o varlığın moleküllerindeki atomlarda çekirdek reaksiyonlarına yol açıp, kimyasal bileşimini değiştirebilmektedirler.

Nötrinolar çekirdek reaksiyonları sonucu oluşmakta ve çevreye yayılmaktadırlar.  Nötrinoların çevreye yayılmalarında ise sınır yok gibidir; çünkü bir galaksideki bir yıldızın içinde gerçekleşen bir çekirdek reaksiyonu sonucu açığa çıkan bir nötrino, bir başka galaksideki bir gezegene ulaşıp, oradaki maddelerle etkileşime girebilmektedir. Yani nötrinolar  evrensel düzeyde enerji-dengelenmesi yapan mucizevi  öğelerdir.

Doğadaki, nötrinolar kaç farklı kökenli olabilirler?
Bizim dünyamızın yakınında gerçekleşen en fazla çekirdek reaksiyonları Güneş içinde olduğundan, dünyamızda rastlanılan nötrinoların çoğunluğu Güneş kökenlidir.

Ancak, kozmik ışınlar da, atmosferde çekirdek reaksiyonlarına yol açtıklarından, bir kısım nötrinolar atmosfer kökenlidirler.

Nötrinolar uzaydaki her hangi bir galaksideki bir yıldızdan gelebilirler.
Dünyamızın içinde (çekirdeğinde, mantosunda, litosferinde, hidrosferinde) çekirdek reaksiyonları olduğundan, bunların herhangi bir yerinden gelebilirler.

Ama tüm bunların haricinde, nötrinolar bizlerin ve çevremizdeki tüm canlıların bedenlerinde de oluşmakta ve çevreye yayılmaktadırlar. Buna örnekler Kervran (1973) tarafından yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur.

“Dünyamızın, başlangıçta oluşturulduğu şekilde hiç değişmeden kaldığı ebediyen böyle kalacağı şeklindeki bir dogma İncil’in bize mirasıdır. Yaratılışta  şu kadar krom, şu kadar demir, vb. oluşturulmuştur şeklinde bir bilgi bizlere verilmektedir. Daha sonra başka hiçbir yaratıcı gelmediğinden, "başka hiçbir şey yaratılmamıştır”, her şey olduğu gibi kalmıştır. Dolayısıyla "hiçbir şey kaybolmaz". Böyle bir inanç, herkes tarafından Musa'nın zamanından beri kabul edilmektedir. Sözde "bilim adamlarının" günümüzde bu şekilde “akıl-yürütmelerine" ancak gülümseyebiliriz. Çünkü, Yirminci yüzyılın başından beri radyoaktif doğal dönüşüm bilinmektedir. Ve 1919 yılında ilk yapay dönüşüm gerçekleştirilmiştir. Ama doğada, çeşitli zamanlarda, klasik nükleer fiziğin bilmediği başka dönüşümler olmamış mıdır? Biz deneysel olarak tüm canlıların element dönüşümleri gerçekleştirdiklerini gösterdik ve jeoloji diğer bir çok türde dönüşümler olduğunu göstermiştir. Bu şu anlama gelir: atomların ebediliği (değişmezliği) söz konusu değildir. Bir moleküldeki bir atomun, diğer moleküldeki bir başka atoma dönüşmediği kimyasal reaksiyonlar söz konusu değildir, maddeler (atomlar), birbirlerine dönüşme şeklinde,  oluşmakta ve kaybolmaktadırlar.” (Kervran 1973, s. 120)

Kervran, doğada sürekli bir değişim dönüşüm gerçekleştiğini ve bu değişim-dönüşümlerin atomlar aleminden kaynaklandığını delilleriyle ortaya koyup, “Life is nothing but chemistry = Hayat sadece kimyadan ibarettir” diyen ilk bilim adamıdır. Kervran’ın dahiyane görüşünün, dogmatik görüşlerle şartlandırılmış diğer bilim insanları ve  medya tarafından nasıl engellenip, Nobel ödülü almasının nasıl engellendiği konusunu “Bir dogmanın çöküşü”  başlıklı şu makalede takip edebilirsiniz:  http://tanriyianlamak.blogspot.com/2012/02/dom-2-enerjinin-kokeni-ve-kuantum.html

Yani bedenimizin her cm-karelik kısmından saniyede milyarlarca nötrino bedenimize girmektedir. Bu nötrinoların bir kısmı güneşten, bir kısmı evrenin bir başka yerinden, bir kısmı dünyamızın içinden, bir kısmı çevremizdeki bitki ve hayvanlardan, bir kısmı çevremizdeki bakteri ve mantarlardan gelmektedir. Ama daha da önemlisi, çevremizdeki insanların yaydıkları nötrinolar da bedenimize girmekte ve bizlerin atomlarıyla etkileşmektedir. Bu etkileşimlerde, nötrinolar birer transit yolcu gibi değil, birer enerji ve enformasyon elçisi gibi davranmaktadırlar. Yani biz insanlar  dahil, canlı-cansız tüm varlıklar “ether” dediğimiz bir sinyaller okyanusu içinde, bir birlerimizle karşılıklı bir etkileşim ağı içinde yaşamaktayız.

Bu nedenle, tüm varlıklar arasında çok etkili bir bağlantı oluşturan nötrinolar, “ether okyanusu” içindeki en önemli ve en yaygın unsurdur.

Bir genelleme yapmak gerekirse, ether okyanusu içinde 3 temel etkileşim (Güçlü-etkileşim, Elektro-weak-etkileşim ve gravitatif-etkileşim) türüne ait kuvvet alanları bulunur.
Bunlarda “güçlü etkileşim” sadece atom-çekirdeklerinde etkili olduğundan, atom-çekirdekleri de milimetrenin trilyonda biri boyutunda olduklarından, güçlü etkileşim sinyalleri varlıkların içlerindeki atom çekirdekleri aleminde geçerlidirler.
Sonra çekirdeğin on-bin-kat daha geniş ortamlarından başlanarak, 300.000 kmlik bir çevreye kadar etkili olan elektro-manyetik kuvvet alanları gelirler. Bu alanda etkili olan sinyaller çeşitli dalga-boylarına (= salınım-adımlarına) sahip olan fotonlardan oluşurlar. Buna elektro-mayetik-spektrum denir.  
Şekilde elektro-manyetik spektrum sinyallerinin dalga-boyları, yani salınım adımları verilmiştir. Foton dediğimiz elektro-manyetik sinyaller, ışık hızıyla hareket ederler ve saniyede yaptıkları titreşim sayısı, onların frekansı olur. Frekans ne kadar büyükse, enerjileri o kadar büyük, ama salınım adımı da o kadar küçük olur.
Enerji aktarımları rezonans oluşumları ile gerçekleşirler. Rezonans aynı frekansta sinyaller arasında olur. Gama-ışınları gibi çok enerjik fotonların salınım adımları (dalga-boyları) femto-metre ölçeğinde, yani atom-çekirdeği boyutundadır. Bu nedenle bu ışınlar atomlar ve atom-altı-öğelerle etkileşirler.
Benzer şekilde, radyo dalgaları cm- metre ölçeğindedirler ve radyo antenlerimiz bu boyuttadırlar.
Çok-çok düşük enerji düzeyinde olan, birkaç hertz frekanslı fotonların dalga-boyları ise, binlerce km ölçeğindedir ve dünyamız ve daha büyük boyuttaki sistemlerle rezonansa girebilirler.

Fizik biliminin ortaya koyduğu etkileşim türleri şunlardır:

1-      Güçlü-Etkileşim: gluon’larla etkileşir ve sadece Atom çekirdekleri içinde, yani femto-metre boyutunda etkilidir. (Kendisine özgü 3-boyutu vardır)
2-      ElektroManyetik etkileşim, fotonlarla etkileşir ve şekilde gösterildiği üzere Dünyamız gibi gezegenler boyutuna kadar olan sistemlerde etkilidir. (Kendisine özgü 3-boyutu vardır)
3-      Gravite-etkileşimi: Evrensel ölçekte etkilidir. (Kendisine özgü 3-boyutu vardır)
4-      Zayıf-etkileşim:  özellikle nötrinolar sayesinde evrensel ölçekte maddeler arasında değişim-dönüşümü sağlayan faktördür ve zaman kavramının oluşmasını sağlar.

Tüm bu farklı etkileşim-sistemi boyutlarını toplarsak 3 + 3 + 3 + 1 = 10 boyut eder ve sicim teorisinin öngördüğü çok boyutlu evrensel sistem ortaya çıkarç

Nötrinolar her boyuttaki varlığın içlerindeki atomlar ve atom-altı-öğelerle etkileşebilecek özelliklere sahiptirler.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder