dom-birikim

DOM-ve Demokrasi

Özetin-Özeti: 
İnsanların davranışlarını görüşleri belirler. Toplumumuzda ise iki farklı görüş egemendir:
►1:  Gök-kubbenin üzerinde oturan, insanlara görünmeyen ve elçileriyle insanlara mesajlar gönderen bir yaratıcıyı öngören görüş,
►2:  Doğada her şeyin, bilgisiz-bilinçsiz parçacıkların rastgele çarpışmalarıyla oluştuğuna dair görüş.
Her iki görüş de STATİK SİSTEMLİ BİR DOĞA’yı  kabullenir; yani oluşum ve gelişimlerde varlıkların aktif, amaçlı bir rolleri yoktur; her şey onların dışındaki faktörlerce belirlenir. Tüm geleneksel görüşler statik sistemlidirler.
Doğada ise dinamik bir sistem vardır ve her varlık davranışını kendi duyu organlarıyla elde ettiği verilere göre ayarlar.
ÖNÜNÜZDE İKİ SEÇENEK VAR: YA STATİK SİSTEMLİ YÖNETİMDEN (TEPEYE BAĞIMLILIKTAN) YANA, VEYAHUT DİNAMİK SİSTEMLİ YÖNETİMDEN YANA OLACAKSINIZ
         DİNAMİK SİSTEMDEN YANA İSENİZ, TOPLUMSAL SİSTEMİNİZİN DÜZENLENMESİNDE BİZZAT AKTİF, KATILIMCI OLMAYA HAZIR OLACAKSINIZ.
         STATİK SİSTEMDEN YANA İSENİZ, TEMBEL DAVRANMA HAKKINA SAHİPSİNİZ, ÇÜNKÜ SİZİN GELECEĞİNİZE TEPEDEKİLER KARAR VERECEKTİR.
Dinamik sistemler fiziğine göre varlıkların yapısallaşmalarının temeli, büyümelerinin başlangıcında, yani çocukluk evresinde atılmakta ve daha sonraki dönemlerde bu yapısallaşama pek değiştirilememektedir. Bu olay Simetri-Kırılması + Köleleştirme + Sabitleştirme (SimKırKölSab) olarak bilinmektedir ve “ağaç yaşken eğilir” ve “ne ekersen onu biçersin” özdeyişleriyle insan kültüründe yerini alır.
Dinamik sistemli bir doğada yaşamak üzere oluşturulmuş insanlara, statik sistemli bir hayat görüşü bilgisi verilmesi, zombileşmiş insanlar oluşumuna yol açmış, toplumunu ve doğayı sahiplenmeyen insanlar oluşmuştur. İnsanı oluşturan hücreler koklama, görme, işitme gibi birçok yetenekten feragat ederek, doğada neler nasıl oluyor, bunları nasıl takip edip, yararlanabilirim gibi “yorumlama” yeteneğine yatırım yapmışlardır. Bu durum insanlara büyük bir sorumluluk yüklemektedir, ama insanlık bu sorumluluğun farkında değildir ve hala kaderinin başkalarınca belirlenmesinde devam etmektedir.

O nedenle çevremizdeki insanları mantıksız davranışlarından vazgeçirtemiyoruz. Toplumlardaki tüm sorunları çözen DOM-gibi bir formülü açık – seçik ortaya sermenize rağmen, onlar hala kaderlerinin tayinini başkalarına bırakmakta ısrar ediyorlar.


Varlıklar arası karşılıklı etkileşimler neden çok önemlidir? Toplumsal sistemin kurallarının oluşturulmasında bu konu neden çok önemlidir?
Önce yaşanan bir olayı aktarıp, sonra değerlendirelim.
“Berna Laçin Küba’yı Anlatıyor” başlıklı bir yazıda, Berna Hanım şu konuların altını çizmiş:
► “Çocuğum ne olacak” korkusu yok;
► Sağlığın için endişelenmek yok;
► Açlık yok;
►İşsizlik yok;
►Sokakta yatan evsiz yok;
►“Kadına şiddet” yok!
► Boşanma yok;
► Eğlencesiz gün yok
► Organik olmayan gıda yok
► “Kazık yemek” korkusu yok!

Ben bu yazıyı, “Küba’dan alınması gereken dersler var” şeklinde paylaştım.

İspanyada yaşayan bir arkadaşım: “İspanya’da pek çok Kübalı var ve tanıdığım hiçbiri Ülkesi hakkında iyi konuşmuyor. Ayrıca Küba’ya tatile giden arkadaşlar da halkın yoksulluk içinde yaşadıklarını söylüyorlar.” şeklinde bir itirazda bulundu. Bu arkadaşı çok iyi tanıdığım için, yazdıklarına güvenilmesi gerektiğini de biliyorum.

Bunun üzerine şu soruyu sordum:   Küba halkı mutsuz ise, Berna Laçin yalan mı yazmış? Hayır, Berna Hanımın yazdıkları da doğru!

Peki gerçek durum ne?

Gerçek durum şöyle:. Doğada her şey varlıkların karşılıklı etkileşimleriyle oluşuyor. Siz tepeden tabana sistemiyle "cennet" bile yaratsanız, insanlar kendileri karşılıklı etkileşimlerle o sistemi oluşturmadığı için beğenmiyorlar. Bu nedenle DOM-sistemi ile düşünmek ve uygulama yapmak “yani “information & self-organisation”  toplumsal bir sistem oluşturmak için şart ve gereklidir. Krallık, particilik, liderlik vs gibi tepeden yönlendirilen tüm girişimler havanda su dövmek oluyor.

Doğada varlıklar arasında geçerli  en temel iki yasa şekilde gösterildiği gibidir.
Fiziğin en temel yasası doğadaki tüm varlıkların çevrelerindeki tüm diğer varlıklarla karşılıklı etkileşim içinde olduğudur ve şekil 1de gösterilmiştir.

Şekil 1: Doğadaki her varlık sahip olduğu potansiyele göre, diğer varlıkların potansiyellerini ve aralarındaki mesafeyi algılar ve en yakınındakilerden daha fazla etkilenecek şekilde davranışını belirler.

  Diğer önemli ikinci yasa ise, dinamik sistemli doğada, küçük sistemlerden büyük sistemlere geçişte uygulanan ve geçerli olan temel yasayı tanımlar: “İnformator” veyahut “order-parameter” olarak bilinen kural- veyahut yasa-oluşturma anlamındaki bu dinamik sistemler fiziği yasası şunu söyler: Varlıkların bir üst-sistem içinde bir araya gelebilmeleri için tüm katılımcıların fikirlerinin alınması ve ortajk bir görüşte uzlaşılması gerektiği prensibidir ve şekil 2de açıklanamaktadır.
   
Şekil 2: Öğelerin birleşip bir üst-sistem içinde bir arada bulunabilmeleri için tüm katılımcıların karşılıklı olarak bir ortaklık-anlaşması oluşturmaları (informator) şarttır. (Dinamik sistemler fiziğinin bu ilkeyle ilişkili “slaving- ve solidification- principle =köleleştirme ve sabitleştirme ilkeleri” de vardır.)

Bu nedenle tüm varlıklar birbirleriyle etkileşerek doğal sistemi oluştururlar. 
Dinamik sistemli doğadaki bu temel kurallardan habersiz bilim-insanları, siyasetçiler, vs. asırlardır çeşitli sistemler uygulayarak insanların arılar-karıncalar gibi işleyen toplumsal sistemler oluşturmaya çalışmışlar ama hiçbir girişim başarılı olamamıştır. Bu başarısızlıkta en büyük sorumluluk bilim ve din adamlarındadır, çünkü insanlara nasıl davranacakları temel bilgisi (yani hayat bilgisi) bu iki hizmet-dalı mensuplarınca belirlenmektedir. Yukarıda özetlenen ve DOM (Dinamik Doğadaki Oluşum Mekanizması) adlı kitapta ayrıntları verilen doğal-sistem bilgileri verilmeyen bir insanlık asla bir arılar-karıncalar gibi toplumsal bütünlük oluşturamayacaktır, çünkü kendilerine dinamik sistemli doğaya ait gerekli bilgi verilmemektedir.
Şimdi bir örnek vererek bilim-insanlarının bu konuda hala ne kadar “bilgisiz” olduklarını göstermek istiyorum. (Din-adamlarının durumu zaten çok çok aşikar)
Prof. Dr. Ali Demirsoy,  “Sosyalizm ve sosyal devletten ne anlıyoruz?” başlıklı bir yazısında özetle şu fikri ileri sürer ve savunur (19 Mart 2015):
“Seçme, her şeyden önce bir bilgi işidir (bu nedenle bir şey alacağımız zaman yanımızda bir bileni götürürüz). Seçeceğiniz şeyin niteliğini bilmiyorsanız, o konuda anlamıyorsanız, neyi doğru olarak seçeceksiniz? Bir yönetimi seçme, bilgi, dünya görüşü isteyen, sadece günü değil geleceği de etkileyen önemli bir işlemdir. Bir ülkenin yönetimini herkesin bir oy hakkıyla seçmesi, olsa olsa ilkel ve ilkin demokrasilerde bir çözüm olabilir. Ancak bilim toplumunda, bir ülkeyi belaya sokmadan, hatta kurtlar sofrasında yara almadan, hatasız bir şekilde yönetebilmesi; ancak dünyadan haberi olan, iyi eğitilmiş, becerikli, nitelikli, doğuştan gelen sezgi niteliği yüksek kişilerin yönetime gelmesiyle olabilir. Bu kadroyu seçenlerin nitelikleri de buna uygun olmalı.  …. O ki canlı doğan bir insan bazı temel haklara sahiptir; o zaman her insanın yöneticisini seçmesi için bir oy hakkı olmalıdır. Ancak adil bir sosyal sistemde belirli bir eğitim, deneyim, bilgi ve beceri birikiminden sonra kişiler bu oy haklarını artırarak, yönetimde daha büyük oy hakkına sahip olmalıdır.”
Bilim insanları dinamik sistemli doğaya uygun bir “hayat bilgisi” görüşü oluşturamadıkları için insanlık hala karşılıklı bir kör-döğüşü ile sorunlarını aşmaya çalışmaktadır. Ve bilim-insanları ise hala DOM-sistemini dikkate alıp-değerlendirmek yerine, geleneksel şartlanmışlıklarında davranmaya devam etmektedirler. Olan ise tabandaki eğitilmemiş (yanlış eğitilmiş) halka olmaktadır.


DOM ve Demokrasi

Nietzsche’nin şu görüşü ileri sürdüğü söylenir:
''Cahil bir toplum, özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi, hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz. Sadece seçim yaptığını zanneder. Cahil toplumla seçim yapmak, okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın... egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir..."
Günümüzde demokrasi denilen bir yönetim var. Demokrasi = Halk-yönetimi anlamına gelir. Peki halk mı yönetimin başında?
Hayır, çünkü insanlara statik sistemli bir hayat görüşü verilmektedir. Statik sistemli hayat görüşü ise, tepeye bağımlılığı gerektirmektedir. Dolayısıyla halk yönetici olarak kendisini asla düşünememektedir. Halbuki doğa dinamik sistemle idare edilmektedir ve dinamik sistemlerde her şey tabana (halka, hücreye, vs.) bağımlı olarak gelişmektedir.
    Krallık, sultanlık, vs. gibi, tepedekilerin efendi, tabandakilerin pasif-halk (kul) olduğu otoriter sistemlerden demokrasiye geçebilmek için halkın, doğal sistem bilgileriyle eğitilmesi şarttır. Bu doğal sistem bilgileri, doğa ve dünyamızın sürekli değişim-dönüşüm içindeki dinamik bir sistem olduğu, dinamik sistemlerin “information & self-organisation” yani “bilgi edin ve o bilgilere göre örgütlen” prensibi içinde ve de hep tabandaki öğelerin (halk, hücre) aktif katılımlarıyla gerçekleştiği şeklindeki çağdaş bilgileri mutlaka içermelidir.
Tüm varlıklar daha rahat bir duruma gelmek için hücre > beden > koloni gibi üst-sistemler içinde bir araya gelmeye, ortaklıklar oluşturmaya çalışırlar. Bedenlerimiz de bu tür çabalar sonucu bir araya gelen hücrelerden oluşurlar. Ortaklıklarda parazitlere, asalaklara yer yoktur. Bu nedenle, kendisine iş düşmeyen her hücre, intihar ederek yok olmak zorunda kalır, çünkü doğada iş görmeyen hiçbir varlığa yaşam hakkı yoktur. Toplum hayatı da, iş-ve-meslek kolları arası bir ortaklık sistemidir ve her insan ancak ve ancak bir iş veya mesleğe sahipse bu sistemde yer alır. Sistemde yeri olan her insanın da ortaklıkta işlerin yolunda gitmesi için sorumluluğu ve görevi vardır. Herkes görüş bildirmek, aktif olmak zorundadır.

Günümüzde “demokratikleştirme” sloganı altında, çeşitli ülkelerde ayaklanmalar olmakta, toplumlar iç çatışmalara sürüklenmektedir. Otoriter şekilde, pasif-davranmaya alıştırılmış toplumların, demokratikleşmeleri (yani kendi kendilerini yönetecek bir hayat sistemine ulaşmaları) asla mümkün değildir. Çünkü günümüzdeki mevcut demokrasi anlayışı, halkın kendi-kendini yönetecek duruma gelmesi-getirilmesi şeklinde değil, toplumu daha iyi yöneteceğini iddia eden uyanıkların, iktidarı ele-geçirme yarışlarından başka bir şey değildir.
Böyle bir temel bilginin verilmediği her toplumda, “demokrasi” bir çocuğun eline verilen makinalı tabancaya dönüşür, kime ateş edeceği hiç belli olmaz. Bilgisiz ve bilinçsiz halk tepedekilerin yönlendirmesine göre davranır ve zombi davranışına girer. Kendisinde bulunması gereken kader belirleme yetkisini tepedekilere devreder, tepedekiler de halkın bu zombileşmiş durumda kalmaları ve hiç uyanmamaları için ne gerekiyorsa yaparlar. Bunun en güzel örneğini demokrasiye geçmek için çabalayan ülkelerde görmekteyiz. Türkiye dahil!

Yöneticilerin, insanları yönetmek için kullandıkları yöntem farklı  bilgiler vererek, çeşitli gruplara ayırmaları ve karşılıklı olarak anlaşıp-uzlaşmalarına engel oluşturmalarıdır.
Yöneticiler,  kalabalık halk kitlelerini şimdiye dek “divide et impera = böl ve yönet” temel sloganına göre idare etmişlerdir. 
Şimdiye dek farklı dinler ve  ırklar şeklinde görülen  bölünmelere, günümüzde demokrasi adı altında oluşturulan siyasi parti gruplaşmaları da eklenerek   katmerleştirilmiştir

Toplumsal örgütlenme sisteminde yapılması gereken en temel düzeltme, bürokrasi çarkını tepeye değil, tabana (halka) bağımlı kılmaktan geçer. Bürokrasi çarkı elemanları halk tarafından seçilmeli, yöneticiler, halk tarafından seçilen bu bürokratlarla işlerini yürütmelidirler. Nedeni ise şudur: Çocuklarınızı yetiştirecek öğretmeni siz seçecek olsanız, en iyi öğretmeni seçmez misiniz? Güvenliğinizi sağlayacağınız bekçiyi, trafiğinizi düzenleyecek kişiyi, nüfus işlerinizi yürütecek, elektrik işlerinizi yapacak kişiyi, vs. siz seçecek olsaydınız, en yetenekli, en bilgili kişileri seçmez miydiniz? Bu durumda işleriniz daha iyi yürümez miydi? İnsanlar meslek edinirken, en iyi yapabilecekleri işlere soyunup, en iyi şekilde bir eğitimden geçecek, bilgi ve beceri sahibi olacak şekilde bir davranış içine girmezler miydi? Kötü bir iş yapan, kötü bir hizmet veren kişi, halk tarafından hemen uzaklaştırılmaz mıydı? Çürük yumurtalar bu şekilde sürekli yok edilmiş olmaz mıydı? Böyle bir toplumsal sistemde her şey tıkır tıkır işlemez miydi?

Demokrasi halkın kendi kendini yönetme şeklidir. Halk kendi kendini nasıl yöneteceğini bilirse bu işi yapabilir. İşte, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına yapılan en büyük kötülük o noktada başlar: Halk kendi kendini nasıl yönetmesi gerektiği bilgilerine sahip kılınmadan, demokrasiye geçilmiştir.
Köy Enstitüleri halka bu temel bilgiyi kazandırmak için oluşturulmuşlardı.
·         1935’lerde nüfusun 4te üçü köylerde yaşıyor. Köyler toprak ağalarının elinde. İlkel usullerle toprak işleniyor, ürünün yarısı ağaya veriliyor, yarısı köylüye kalıyor. 40 bin köyün 35 000 inde okul ve öğretmen yok. 1 700 000 çocuktan sadece 300 000 i okula gidebiliyor, bunların da sadece binde biri bir üst kademedeki okullara devam edebiliyor. Öğretmenlerin tamamı şehir kökenli, bu nedenle köylere öğretmen gitmiyor. Köye doktor, hemşire de gitmez. Hastalar, üfürükçülerin, muskacıların eline bırakılmış.
·         Çare arayan Atatürkçüler önce 1936da deneme mahiyetinde Eğitmen kursları açarlar. 3 yıllık denemenin ardından 17 Nisan 1940da Köy Enstitüleri kurulur ve köylere hizmet götürecek köy kökenli insanların yetiştirilmesine başlanır.
·         Köylülerin aydınlatılması ve yetiştirilmesine karşı olanlar da vardı. 426 milletvekili mecliste, oylamaya 278 milletvekili katılır. Katılmayanlar arasında Menderes ve Bayar da vardır. Bu karşıt görüşlüler istifa ederek Demokrat partiyi kurarlar. Parlamentonun yapısı, köy enstitülerinin uzun ömürlü olamayacağını açıkça ortaya koyuyordu.
·         Yetişen gençler, babalarına benzemiyor, ağalık düzenine başkaldırıyor, şeyhlerin eteklerini öpmüyorlar, bilime önem veriyorlar, ağalık sistemini ve köylünün fakirliğini sorguluyorlar, hak hukuk aramaya başlıyorlar, Atatürk İlke ve devrimlerini en üst seviyede tutmaya başlıyorlardı.
·         Köy Enstitüleri kapatılmasaydı: Halk bilgi sahibi olacağından, bilgi de verimi artıracağından, üretim artar hem köyler hem devlet zenginleşirdi; yoksulluk ve yolsuzluk azalırdı; çorak toprak kalmazdı; kadın cinayetleri olmazdı; biz Avrupa birliğine üye olmaya çalışmazdık, onlar üye olmamız için çaba sarf ederlerdi. Kısacası, insanlarımız statik sistemli tepeye bağımlı sistemden dinamik sistemli tabana dayalı doğal sisteme (DOM-sistemine) çoktan uyumlu hâle gelmiş olurlardı.

Halka toplum diye bir kavram değil, devlet diye bir kavram belletilir. Devletin sahipliği ise hep tepedeki bir asil soyluya aitmiş gibi düşünülmüştür. Zaman içinde tepedeki asil-soyluların yerini para sahipleri almışlar ve toplumları günümüzde onlar yönlendirmektedirler. Devlet değil de toplum kavramı kullanılsaydı, halk toplumu sahiplenirdi ve demokrasi uygulanabilinir olurdu.
Devlet denilen toplumsal sistemin sahipliği tepedeki birilerine teslim edilince, halk denilen taban kesimi toplumsal sistemin kendisine ait bir sistem olduğunu fark edemez duruma düşmektedir. Her türlü toplum dışı davranış bu bilinçsizlikten kaynaklanır: sokaklara tükürme, çöp atma, her türlü işte sahtekârlık yapılması, vs. bunun zorunlu sonuçlarıdır.
Demokrasilerde kralların yerini parti liderleri almışlardır. Tek fark şu olmuştur: Krallıklarda oğul babanın yerini alırken, demokrasilerde, halk “kralı” seçmektedir. Başka bir fark yoktur.
Toplum binlerce farklı iş-ve-meslek mensubundan oluşan halkın karşılıklı etkileşimleri sonucu oluşmuş olduğundan, tepedeki bir liderin bu kadar çok farklı iş-ve-meslek arası karmaşık ilişkileri düzenlemesi olanaksızdır. Bu nedenle tarih boyunca, kralın biri gitmiş, diğeri gelmiştir; hükümetlerin biri düşürülmüş, bir başkası getirilmiştir.
Bir insanın nasıl davranacağı, 6 saniye önceden beyindeki belirli hücrelerce belirlenmektedir. Hücrelerin nasıl davranacakları,  daha önceden içlerindeki atom ve moleküllerce, atomların nasıl davranacakları,  daha önceden içlerindeki atom-altı-öğeler ve kuantlarca belirlenmektedir. Bağımlılık yönünün tabana doğru olduğunun bilinmesi toplum içinde nasıl davranmamızı belirlememiz için şart ve gereklidir. Bu bilgiyle donatılan insanlar Dinamik Oluşum Mekanizması (DOM) kurallarına uygun davranacaklar ve topluma sahip çıkıp, demokratik davranacaklardır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder