Niyet ve Hedef göstermenin önemi


EK (1)- Niyet ve Hedef Göstermenin Önemi

Doğadaki her türlü eylem ve işlem varlıkların içlerindeki küçük bileşenlerince ayarlanır ve yapılır. Bu ayarlama işleminin kökeni kuantsal sisteme dayanır. Fizik deneylerinin gösterdiği üzere, atom-altı-öğeler dünyasında her atom-altı-öğe, çevresini algılar. Çevresinde kendisiyle ilişkiye girmek isteyen (kendisini gözlemleyen) biri (bir şey) varsa, onun gösterdiği hedefe gider. Kendisini gözlemleyen yoksa çevre koşullarını algılar ve olasılık hesaplamaları yaparak en ekonomik konuma göçecek şekilde davranır! Atom-altı-öğelerin bu davranışları, onlardan türemiş olan tüm diğer üst sistemlerde de devam eder.
Şöyle ki:
► Her varlık bir şey yapmak için gerekli enerjiyi, kendisini oluşturan bileşenlerinden alır. Örneğin bir beden enerjisini hücrelerinden alır, yenilen bir şeker, hücrelerce  CO2 ve H2O moleküllerine ayrıştırılır ve ortaya ATP (adenosine-tri-phosphate) molekülü şeklinde enerji çıkar. Diğer organlardaki hücreler bu enerjiyi kullanarak, bedenin ihtiyacı olan tüm eylemleri gerçekleştirirler. Hayvan dediğimiz çok hücreli bedenler yaklaşık 600 milyon yıldan beri vardır. Dolayısıyla, hücrelerce bedenlere enerji sağlanması olayı, sadece son 600 milyon yıldan beri vardır.
► Daha önceleri ise, hücrelere daha küçük bileşenlerce enerji sağlanması söz konusudur. Bu daha küçük bileşenler ise organel dediğimiz, mitokondria, kloroplast gibi hücre-içi öğelerden oluşurlar ve hücrenin enerji gereksinimini onlar sağlarlar. Organel dediğimiz bu küçük canlı öğeler, bakteri gibi prokaryotik öğelerden oluşurlar. Bakteri gibi bu prokaryotik öğeler ise enerjilerini, doğrudan atom ve moleküllerden sağlarlar. Bu tür yapısallşamalar 3.5 milyar yıldan itibaren mevcuttur.
► Daha eski zamanlarda organik varlıklar olmadığından, anorganik-düzeyde bir enerji-değişim-dönüşüm sistemi söz konusudur. Atom ve moleküller ise enerjilerini kuantsal öğeler denilen atom-altı-varlıklardan sağlarlar.
►Bu şekilde kutu-kutu içinde bir enerji-aktarımı ve değişim-dönüşüm sistemi ortaya çıkmış olur. Bizim dünyamızda yeni bir kimyasal bileşim (varlık) ortaya çıksa, duyu organımızla bu varlığın özelliklerini bedenimiz içindeki hücrelerimize aktarırız, onlar da bu yeni varlığa ait bilgileri, kendi dillerine çevirerek (amino-asit-dizilimlerini değiştirerek) kayıt altına alırlar ve gelecekte ona göre davranırlar. Hücrelerin dili olan amino-asit-ardalanmalarında yapılan değişiklikler, hücre-içi-organellerin ve moleküllerin yapısal-dokusal durumlarında değişikliklere neden olular. Moleküllerin-atomların yapısal-dokusal durumlarındaki değişimler, proton-nötron-elektron gibi atom-altı-öğelerin spin-polarizasyon ve elektrik-yükü sistemlerinde değişikliğe neden olurlar ve bu şekilde dünyamızda yapılan her değişiklik, atom-altı-öğelerin enerji durumlarında değişiklik yapılmasına kadar gerisin geriye bir bilgi-geri-beslenmesine ve güncellenmesine yol açar.
Bu nedenle kuantlar, atomlar ► moleküller ► hücreler ► bedenler (hayvanlar, bitkiler) ►toplumlar gibi üst sistemler içine girdiklerinde, kendilerinin gözlendiklerini sürekli olarak hissederler ve hep üst-sistemin oluşturduğu hedefe (niyete) uyacak şekilde davranırlar. Ve bu şekilde doğadaki tüm oluşum gelişimler kuantlara hedef gösterilmesi ve kuantların de enerjilerini bu hedefe ulaşacak şekilde devreye sokmaları şeklinde gerçekleşir. Dolayısıyla niyet (hedef oluşturma) çok çok önemlidir.
Kuantsal sistemden gelen bu davranış belirleyici  “niyet-hedef” konusunu insanların bir davranışı güzel açıklar. Şöyle ki: Ramazan ayında oruç tutanların durumuna bakalım. Kişi, o gün sabahtan akşam kadar yemek yemeyeceğine dair niyet etmiştir. Bu “niyet” bedendeki hücrelere gösterilen bir hedeftir; hücreler o hedefe ulaşacak şekilde davranırlar. Normalde öğleyin acıkıp-yemek isteyecek olan hücreler, öğleyin yemek isteyecek şekilde davranmazlar, çünkü onlara akşama kadar yemek-yememek hedef gösterilmiştir. Yani kişinin “niyet etmesi” hücrelere gösterilen bir hedeftir ve hücreler o hedefe göre davranırlar. Aynen kuantsal öğelerin kendilerine gösterilen bir hedefe yönelmeleri gibi!
Hücrelerin niyete göre davranmaları, tüm sağlık işlemlerinde de geçerlidir. Bir şeyin bir hastalığa iyi geldiğine inanırsanız, o şey size iyi gelir. Kötü etki yapacağına inanırsanız, kötü gelir. Tıpçılar buna plasebo – nosebo etkisi derler.
Niyet ve hedef gösterme hücreler için çok önemlidir, çünkü geleceklerinin şekillenmesi bu hedeflere bağlıdır.

Şimdi bu niyet etme ve hedef belirleme olayının etkisini, bazı özel yetenekli insan tipleri oluşumunda görelim.
Daniel Kish 1966 yılında  Montebello, California’da doğar. 13 aylıkken retina kanseri nedeniyle gözleri alınır ve kör olur. Böylesine erken yaşta kör olması, onu arayışlara iter. Çevresine ses göndererek, yansıyan ses dalgalarından yararlanıp, çevresini algılamaya niyetlenir. Ve başarır da! Kish’in beynindeki hücreler, onun niyetine ve gösterilen hedefe uyum sağlayacak şekilde organize olurlar ve çevredeki varlıklardan yansıyan ses dalgalarını analiz ederek, “echolocation=ekolokasyon” adı verilen neyin ne kadar uzakta veya yakında olduğunu saptayıcı bilgi-işlem-devreleri oluştururlar.
Bebeklik çağında bir hastalık nedeniyle, beyin yapısallaşmasının farklı düzenlenmesine yol açılmış bir başka örnek, Yağmur Adam filmine konu olmuş olan, 1961 (Salt Lake CityUtah) doğumlu Kim Peek’tir. Macrocephaly hastalığıyla doğan Peek’in Cerebellum’u hasar görmüş ve sağ ve sol beyin yarıları arasındaki sinir bağlantılarını (iletişimi) sağlayan corpus callosum gelişmemiştir. Böyle bir eksiklikle dünyaya gelip, çevre koşullarına uyum sağlamaya çalışan beyin, çok değişik bir örgütlenme içine girmiş ve gördüğü her sahneyi tüm ayrıntılarıyla hafızasında saklama yeteneği oluşturmuştur. Bir kitabı birkaç saatte okuyup, sonra kitabı kapayıp, hangi sayfasında ne yazıldığını tekrarlayabilen bir beyin. (12000 kitaptaki bilgileri hafızasında tutabildiği Times dergisi tarafından yazılmıştır.) Buna karşın gömleğinin düğmelerini bile ilikleyemeyen bir beyin!


Kish bu başarısından sonra "FlashSonar" adını verdiği, kar-amacı-gütmeyen bir eğitim programı (World Access for The Blind) oluşturarak, görme engelli insanlara bu yeteneği kazandırmaya çalışmaktadır.
 “Echolocation” yeteneği oluşturulmuş bir beyin ile normal bir beynin çevreden gelen sesleri değerlendirme yeteneklerinin saptanmaya çalışıldığı deney sonucu, yandaki şekilde gösterilmiştir. Soldaki sütun, ekolokasyon yeteneği oluşturmuş kör bir insan beyninde faaliyete geçen hücreleri çeşitli renk tonlarıyla göstermektedir. Aynı odada, aynı seslere maruz kalan normal bir insan beyninde ise, hiçbir hücre faaliyeti görülmemektedir.
Ben Underwood da, Kish gibi gözlerini küçük yaşta kaybedip, ekolokasyon yeteneği geliştiren ve bu sayede bisiklete binmek dahil her türlü normal insan davranışını gerçekleştirebilen bir başka kişidir.

  
Bir başka türde beyin örgütlenmesi örneği Leslie Lemke (LL)’de görülür.  LL 1952 de (Milwaukee’de) prematüre ve beyin hasarlı olarak doğar ve annesi onu evlatlık verir. Prematüre doğum nedeniyle göz problemi oluşur ve daha 1 aylıkken gözleri ameliyatla alınır. Prematüre doğum nedeniyle beyin problemleri de vardır ve LL hasta bir çocuk olarak büyür. LLyi evlatlık olarak alan anne, LL ile yakından ilgilenip, ona nasıl hareket edip-yürüyeceğini, nasıl ses çıkarıp, iletişim kuracağını sabırla öğretmeye çalışır. Bu eğitim çabaları arasında, piyanonun başına oturup, kör LLnin parmaklarını kendi parmakları üzerine yerleştirerek piyano çalmak da vardır. LL müziğe karşı duyarlıdır ve işittiği melodileri ve sesleri çok iyi hatırlamaktadır. LL 14 yaşında iken, bir gün Çaykowski’nin 1 nolu piano konçertosonu bir yayın organından dinledikten sonra, piyanonun başına geçer ve tek bir defa dinlemiş olduğu bir konçertoyu, notası-notasına aynı şekilde tekrar çalar ve ailesi hayretler içinde seyreder! Günümüzde meşhur bir piyanisttir ve konserler vermektedir.

Görüleceği üzere, hücreler sahibi oldukları bedenleri en iyi şekilde yapısallaştırmak için, çevreden kendilerine gelen sinyallere (hedef göstermelere) uyacak şekilde yapılandırmaya çalışırlar ve nedenle hep farklı yetenekli varlıklar ortaya çıkar.

Dünyamızdaki farklı canlı türlerinin oluşumları da hep bu şekilde ‘hedef gösterme + bir şeye niyetlenme’ yoluyla gerçekleşmektedir. Dünyamızda yaşanmış örnekler üzerinde bunu açıklayacak olursak:
Örn. Galapagos adalarındaki canlı türlerinin farklılaşmasına bakalım. Yaklaşık 50 milyon sene önceleri deniz altında patlayan  bir volkanizmayla pasifik okyanusunda ortaya çıkan bir adadaki yaşam koşulları dünyanın diğer yerlerinden farklılık arz eder. Bu farklılık, o adaya düşen ilk bitki tohumlarına “yeni bir hedef” olarak yansır ve daha farklı bir şekilde gelişmelerine yol açar. O bitkilerden yararlanmak üzere o adalara gelen kuşlar, bitkilerdeki farkı hücrelerine aktarırlar, ve hücreler de bu farklı bitkilere uygun gaga ve diğer organ değişimlerini yaparlar. Bu şekilde o ada koşullarına uygun bir fauna-flora gelişimi ortaya çıkar.
Balina, yunus gibi denizlerde yaşayan memeli hayvanların oluşumu da tamamen bir niyet ve hedef gösterme olayı sonucudur. 65 milyon yıl önceleri gerçekleşen yok-oluşla dünya sahnesinden silinen dinozorların bıraktıkları boşluklar, genelde yeni memeli hayvan türlerinin ortaya çıkmasıyla doldurulur. Bu yer doldurma işlemi hem karasal, hem denizel ortamda gerçekleşir. Memeliler o zamana kadar karada yaşayan hayvanlar iken, denizde yaşayan dinozorlardan kalan boşluğu doldurmak için, denizde yaşayacak şekle dönüşmüşlerdir. Bu dönüştürme işlemini yapanlar ise, elbette o canlıların hücreleri olmuştur. Deniz kıyılarında yaşayan bir memeli hayvanın (mesonychid veya Indohyus-türü) hücreleri, dinozorlardan kalan denizlerdeki ekolojik boşluğu görür ve o boşluğu dolduracak şekilde bedensel değişiklikleri yaparak, balina gibi denizlerde yaşayabilecek bir beden tasarımı yaparlar! Tamamen bir niyet ve hedef belirleme olayı!

Bedenler, hücrelerin oluşturdukları bir holdingleşmedir. Her organ farklı bir ürün üretir: Her ay şu kadar saç, şu kadar tırnak, şu kadar deri, şu kadar tuz-ruhu (midede), şu kadar diş, şu kadar şu şekilde kemik, vs. üretilir. Bu ürünler bedenin bulunduğu ortama uyum içindirler. Kaçmaya yönelik yaşam tarzına uymuş hayvanın kemikleri farklıdır, yüzmeye yatkın yaşam tarzına uymuş hayvanın kemik şekli farklıdır. Et-obur canlının dişi ayrı, ot-obur canlının dişi ayrıdır.
¤- Bir bedende tüm işleri yapanlar hücrelerdir. Oluşturdukları bedenin hayatta kalması ve başarılı olması için ne gerekiyorsa onu yapmaya çalışırlar.
►-Korkulması gereken şeyleri veya olayları tanımlayıcı hücreler oluştururlar (amygdala’da);
►-teşvik edilmesi gereken şeyleri veya olayları tanımlayıcı dopaminerjik hücreler oluştururlar (mesolimbic sistemde);
►- konum- yer belirleyici ve ortam-tanıyıcı hücreler (place cell) (hippocampus’ta);
►- iki farklı şey arasındaki sınır faktörünü fark edip, bedeni uyaran (border cells);
►- dikkat edilmesi gereken bir şeye rastlanıldığında bedeni uyaran (spatial view cells);
►- hayvanın kafasının ortamda aranılan bir noktaya yönlendiğini gösteren (head-direction cells);
►- yaşanılan ortamın harita koordinatlarını belirleyen (grid cells)
►- her bir olayın hangi olaylara bağlı olarak hangi zaman aralığında gerçekleştiğinin kayıtlarını tutan zamanlama belirleyici (time keeping cell)
►- osteoblast denilen kemik yapıcılar,
►- osteoclast denilen ve var olan bir kemik-yapısını yok-ediciler (yıkıcılar),
►- bir şey elde etmeye çalışmak için harcanan emek, enerji ve zaman, buna değer mi –değmez mi? gibi konularda karar veren hücreler (anterior cingulate cortex); S.W. Kennerley, 2012: Is the reward really worth it? Nature Neuroscience 15, 647–649.
►- Besin maddesi olarak alınan çeşitli ürünleri, hücrelerin kullandıkları temel yapı-malzemesi olan amino-asitlerine dönüştüren görevliler (sindirim-sisteminde yer alan hücreler);
►- Beden içine giren yabancı hücreleri algılayıp, bunların yabancı olduğunu ve yok edilmesi gerektiğini bildiren hücreler;
►- Bu yabancı varlıkları yok edici hücreler;
►- vs.
gibi çok özel görevli hücreler oluştururlar.

Kök hücre denilen ve kemik iliği (göbek bağı) gibi organlardan elde edilen hücreler, bozulan herhangi bir organa nakledildiklerinde, hemen o organı tanırlar ve tamir edip, düzeltirler. Kök hücrelerin bu organ-tanıma işlemi tam bir hedefe-kilitlenme olayıdır. Kök hücrelere hangi organ hedef gösteriliyorsa, o organı oluşturacak şekilde hücresel değişime uğrarlar ve davranırlar.
Döllenmiş bir hücrenin çoğalmaya başlaması ve kafa-gövde-kol-bacak gibi temel gövde parçalarını oluşturmaları da, hedgehog-sinyalleri denilen hedef gösterme öğeleri sayesinde gerçekleşmektedir. Dahası, hücre-içi ve hücreler-arası her tür haberleşme, farklı bileşimlerde moleküllerin farklı anlamlar ve farklı hedefler oluşturacak şekilde kullanılmalarıyla olmaktadır.

Çevre faktörlerini algılama ve çevreye uyum, tüm canlıların sahip oldukları bir temel özelliktir. Bunu en güzel şekliyle, yandaki kamuflaj yeteneği örnekleri sunan şekilde görmekteyiz.



“Ağrı” dediğimiz durum da bir hedef gösterme olayıdır; hücreler üst-sistem olan bedene bir uyarı yaparlar ve ‘bizim işlerimiz yolunda gitmiyor; bir şeyi yanlış yapıyorsun’.   Beden neyi yanlış yaptığını saptar ve ağrı kesilir!

Niyet konusu böylesine etkili olduğundan, kişilerin “hayat görüşleri” de mutlu veya mutsuz olmalarında önemli rol oynar. Doğada her şeyin denge ve düzen oluşturma yönünde, yani daha iyiye doğru gittiğine inananlar, pozitif görüşlü olurlar ve her şeye çözüm bulmaya çalışırlar. Doğada her şeyin düzensizliğe doğru gittiğine inananlar ise zorunlu olarak negatif görüşlü olurlar. Onların hayattan bir beklentileri yoktur, “ne yapsak boşuna” temel görüşü nedeniyle, toplumda pasif kalırlar. İnsanlarımızın çoğundaki umursamazlık bundan kaynaklanır.

İnanç sistemleri de birer niyet (hedef) göstergesi olduklarından, toplum hayatının düzenlenmesinde en ön planda yer alırlar. Yani, “herkes istediği inanç sistemine sahip olsun” şeklinde bir tutum sergileyenlerin bu düşüncelerinin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu tekrar gözden geçirmeleri gerekmez mi?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder