GELENEK VE GÖRENEKLER

DOM (27)- Gelenek ve Göreneklerİn Hücre  Mantığı Oluşumundaki Rolü



    DOM (14)- plasebo –nosebo ETKİSİ veyahut yönlendirmenin rolü bölümünde verilen örneklerde görüldüğü üzere, “bilgi + yönlendirme + çevreden etkilenme” çok önemli ve hücreler tamamen kendilerine aktarılan bilgilere göre davranıyorlar.
    Peki, neden insanlardan bazıları yemeği afiyetle sindirirken, diğer birinin midesinde kramplar başlıyor?
    Şimdi önce bir insan bedeninin kontrol ve denetiminin nasıl olduğunu görelim.
    Bölüm 1.1 - Şekil 1’de etraflıca anlattığım üzere; 39 derece ateşi olan biri, kendisini aniden yırtıcı bir aslan karşısında bulursa, ateşi hemen düşer. Çünkü kişi daha ne olduğunu anlamadan, “Hypothalamus-Pitiutary-Adrenal = HPA- ekseni” harekete geçer.
    Hypothalamus hücreleri hemen, “pitiutary”  salgı bezini uyarır ve alarm vermesini söyler. “Pitiutary” kan dolaşım sistemine ‘adrenocorticotropic hormones’ salgılar.
    Bu mesajı alan böbrek-üstü-adrenal (A) bezi, “kaçmak veya savaşmak” konusunda bedenin karar vermesi için gerekli ayarlamalara başlar. Sindirim organlarına tahsis edilen kan hemen geri çekilir; beyne ve kas hücrelerine yönlendirilir. Çünkü o an çalışması gereken bu iki sistemdir, ya kaçacak, ya savaşacaktır. Tehlike anında tüm enerjinin tek bir amaca yönlendirilmesi gerektiğinden, bağışıklık sisteminde görev yapan hücrelerin görevlerini askıya alıp enerji harcamasını durdurmaları için de Thymus bezine sinyal gönderilerek “bağışıklık sistemi faaliyetlerini durdur” mesajı verilir. Ve bunun sonucu, kişinin ateşi aniden düşer.
     Yani bir bedenin kontrol ve denetimi tamamen o bedeni oluşturan hücrelerdedir. Bir yerimiz yaralandığında, hemen o yarayı tamir etmeye koyulurlar; deniz kıyısından yüksek bir dağ tepesine çıktığımızda, hemen kandaki alyuvar sayısını artırarak, rahat solunum yapmamızı sağlarlar; vs. Özetle, bedenlerimizin sahipliği hücrelerimize aittir! Hücreler kendilerine daha rahat ve ekonomik bir yaşam koşulu oluşturmak için beden denilen sistemi oluşturacak şekilde bir ortaklık içine giren varlıklardır.
     Daha da genel bir ifadeyle, evrensel ölçekte geçerli şu kuralı bilmemiz, hayatı anlamamız için şarttır. Doğadaki tüm varlıklar atom-altı-öğeleri denilen elektron, proton, nötron gibi temel varlıkların (salınımcıların) ortaklık yaparak, atom > molekül > hücre > beden gibi, gittikçe büyük üst-sistemler içinde birleşerek ortaklıklar oluşturmaları sayesinde ortaya çıkarlar. Ortaklık oluşturulmasının nedeni, daha rahat ve ekonomik bir duruma geçme çabası, yani rahatlama dürtüsü denilen bir duygudur.
     Ortaklık rastgele olamaz, belirli kuralları olmak zorundadır. Dinamik sistemli doğanın ve dünyamızın oluşturulmasında, salınımcılar dediğimiz kuantsal temel varlıkların oluşturdukları temel ilkelerden en önemlileri “DOM (4)- Dinamik sistemler fiziği” başlıklı bölümde gösterilmişti. Bunlardan son üçü SimKırKölSab şeklinde kısaltılmıştı. Bu son üç ilke, kuantsal sisteme ait olan yapma veya yıkma yeteneğinin kullanılma amacına uygun olarak üst-sistemlerce kullanılmasındaki işlevleri düzenlemek amacına yöneliktir.
     Yukarıda örneği verilen iki farklı davranış arasındaki farklılıkları açıklamak için bu ilkelerin dikkate alınması gerekmektedir. Hücreler, oluşturacakları bedenlerin davranışlarını belli amaç ve hedeflere yönelik olarak ve o şekilde davranmalarını sağlayacak şekilde sabitleştirme ve köleleştirme yapmak zorundadırlar. Bu sabitleştirme ve köleleştirme işlemleri büyümenin ilk evrelerinde (genel hatlarıyla çocuklukta) yapılmaktadır. Bir insana “şunların yapılması yasak-günah” diye bir işletim devresi yerleştirildiyse, hücreler ona uygun sinirsel işletim devreleri oluştururlar. Bir insan bilmeden bir şey yaptığında, hücreler her şey normalmişçesine işlemlerine devam ederler ve “parasempatik sinir” hatları çalışmaya başlayarak besin sindirilmeye başlanır. Ama yapılan işlemin yasak-günah olduğu haberi ulaşan beyinde, hemen parasempatik devre durdurulup, alarm sinyali veren “sempatik”  devre işleme alınır. Ancak bu defa savaşılacak şey bedenin içine girmiştir. Onun için midede kramplar başlar, vs.

Duygular ve değer yargıları çevreden gelecek verilere göre belirlenirler

     Hücreler arası haberleşmede ve duygu denilen kavramın oluşmasında “epinefrin” gibi hormonların etkili olduğu, ilk defa Maranon (1924) tarafından saptanmıştır. Maranon, epinefrin hormonu enjekte edilen kişilerin “Bir şeyler olmuş, veya sanki bir şey olacakmış” gibi bir duygu içine girdiklerini gözlemlemiştir. İnsan bedenini oluşturan hücreler, çevrede yeni bir şey veya olay fark ettiklerinde, ‘epinefrin’ gibi bir hormon yayarak, dış-ortamda yeni bir şeyler olduğunu algıladıklarını belirtip, bunun çevrede nasıl değerlendirildiği hakkında ‘bilgi’ isterler. Schachter & Singer (1962) deneyler yaparak, beden dışı olayların hücrelerce yorumlanmasında bu hormonun nasıl etkili olduğunu göstermişlerdir. (Bedenlerine epinefrin hormonu verilen denekler arasına ajanlar yerleştirilerek farklı ortamlar oluşturulmuş ve gözlenmeye alınmıştır: Ajanların kimi, “Oh, neşeden uçacağım” rolü, kimi “Of, üzüntüden öleceğim” rolü, kimi “Öfkeden kuduruyorum, her şeyi parçalayacağım” rolü yapmıştır. Deneklerde ortaya çıkan davranışlar, ajanların davranışlarıyla büyük bir paralellik içinde olmuştur!) Bu olay, gelenek-görenek dediğimiz faktörün duygu ve düşünce sistemlerimizin oluşmasında ne kadar etkili olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir. Dolayısıyla, bir şey veya olay, örneğin “tavşan veya domuz”, kaçınılması gereken bir nesne olarak da algılanabilir, kullanılması gereken bir nesne olarak da! Yani, hücreler dış ortamdaki her olayın o ortamdaki varlıklarca nasıl yorumlandığını dikkate alacak şekilde bir değerlendirme sistemi oluşturmaktadırlar.
     Hücreler, doğa ve dünyadaki değişim-dönüşümleri algılarlar; bunların ne anlama geldiği konusunda duyu organlarına başvururlar ve onlardan gelecek bilgilere göre algıladıkları değişim-dönüşümleri yorumlarlar. Yani hücrelerin belli bir mantıksal işletim sistemi vardır ve onlar, yukarıda özetlenen dinamik sistemler fiziğinin (karşılıklı bağımlılık ve kontrol parametreleri gibi) ilkelerine uyacak şekilde davranırlar. Bu yorumlama ve ona göre davranış belirleme (programlanma)  olayları, ana hatlarıyla çocukluk evresinde gerçekleşir ve biz insanların duygu ve düşünce sistemleri oluşur.
     Çocuklarımızın beyinlerine yüklenilen geleneksel-göreneksel verilerin doğal sisteme uygun olup-olmadığını kimse sorgulamamaktadır. Hatta bu konu “tabu” sayılarak her türlü denetime kapatılmıştır. Bu nedenle toplumumuzdaki insanların her birinde şu veya bu şekilde, doğal sisteme uygun olmayan işletim devreleri oluşturulmuş ve sabitleştirilmişlerdir. İnsanlar o devrelerce köleleştirilmişlerdir. Yani insanlarımızın mantığı şu veya bu şekilde çarpıtılmışlardır.
     Küçüklüğünde bir hayvan tarafından ısırılan bir insanın beyni, o hayvanı “korkulacak-kaçılacak” varlıklar listesine koyar ve o insan o hayvanı her gördüğünde, beyindeki amigdala’dan korku ve kaçma sinyalleri bedene yayılır. Kişi paniğe kapılır, soğuk terler döker. Aynı şekilde eğitimle veya gelenek-göreneklerle belletilen her “günah, vs.” gibi yasaklama da benzer etki yapar. Buna benzer şekilde, geçmiş jeolojik zamanlarda yaşanan tüm önemli olaylar, hücre zarı protein komplekslerinde ve kromozom DNA-RNA’larında kayıt altına alınırlar ve bedenin davranışını etkileyecek şekilde işleme konulurlar. Bilinçaltına yerleştirilen tüm bu yönlendirmeler, bizleri içten-içe etkiler.
     Bizler hücreselliğimizi bilmediğimizden, onları bir et-kemik yığını olarak görmeye şartlandırılmış olduğumuzdan, bir sürü bedensel ve toplumsal hastalıkla karşı karşıya kalırız. Bir örnekle bunu açıklamak gerekirse: Hücreler neyin-neye bağımlı olarak geliştiği konusunda olasılık hesapları yaparak karar verirler. Örneğin: küçüklüğünde bir hayvan tarafından ısırılmış veya tırmalanmış bir insan beynindeki hücreler, o hayvanı korkulacak-kaçılacak varlıklar kategorisine koyar. Kişi ondan sonra o hayvanı her gördüğünde, korkuya kapılır. Beyindeki kayıtlar sadece saldıran varlıkla sınırlı değildir; saldırı anında çevresinde var olan belirgin faktörler de bu olayla bağlantı içine alınır. Saldırı anında çevrede belli bir koku, ses, görüntü gibi bir şey varsa, kişi o kokuyu (sesi, vs) algıladığında yine bir korku hissine kapılır. Kan basıncı değişir, vs. Böylesine kötü bir bilinçaltı bilgisi olan bir insan, normal yaşamını sürdürürken birden bire tansiyonu yükseliyorsa veya başı ağrımaya başlıyorsa, mutlaka o an bilinçaltındaki kötü bir anıyı çağrıştıran bir algılamayla karşı karşıya kalmıştır. Normal durumda parasempatik sinir hatları devredeyken, birden sempatik sinir hatlarının (veyahut tersi)  devreye girmesi, bedende ani gerilim oluşumlarına yol açar. Çünkü beyin bir organda kan akımının hızlı olmasını isterken, çevreden alınan bir sinyalin o organda kan akımının yavaşlatılmasını gerektirmesi gibi bir karşıtlık söz konusu olur. Bu durumda o organda zorunlu olarak gerilim başlar, ağrılar veyahut başka tür rahatsızlıklar ortaya çıkar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder