DOM (11)- BEYNİN OLGUNLAŞMA EVRELERİ

DOM (11)- SAHIBI OLDUKLARI BEDENI KORUMAYA PROGRAMLANAN BIR BEYIN VE “ALTINCI HIS”


        Beynin işletim sistemi ile uğraşan bilim adamları “The brain can be called an anticipation machine, constantly scanning the environment and trying to determine what will come next.” şeklinde bir genelleme yaparlar (Siegel 1999, Freyd 1987). Türkçesi: Beyin, sürekli olarak yaşanan ortamı araştırıp, biraz sonra ne olacağını saptamaya çalışan bir “tahmin yürütme makinesi” olarak tanımlanabilir. Bu nedenle bizler rüya görürüz, çünkü bedenin sahibi olan hücrelerimiz, geceli-gündüzlü sürekli çalışmak, olasılık hesapları ve gelecek senaryoları üretmek zorundadırlar. Rüyalar da, hücrelerimizin gece oturumu senaryolarındandırlar.

     Beyin hücreleri bedeni korumaya yönelik işlevlerinde genellikle duyu organlarından aldıkları bilgilere dayalı senaryolar oluştururlar. Bu senaryo oluşturma işlerinde sadece o anki duyu organı verilerini değil, tüm eski deneyimlerden elde edilen sonuçları da kullanırlar, ki bu bize sanki 6. bir duyu organı varmış da, o an bizi uyarıyormuş hissini verir. Ne demek istediğimi bir olayla açıklayayım.
     5 Ekim 2002’de İngiltere’nin Birmingham kentinde Bingo Hall  yangını olmuştur (http://www.youtube.com/watch?v=72pqXZAQpTo) Yangını söndürmek için Andy Kirk yöneteiminde 50 kişilik bir ekip yangını söndürme çalışmalarına başlarlar. 5 dakika sonra, sanki yangın kontrol altına alınmışçasına hafiflemeye başlayınca, ekip binanın içine girer. Ama Andy Kirk açıklayamadığı çok tuhaf bir duyguya kapılır ve ekibine derhal binadan çıkmalarını söyler. Herkes şaşırır ve yangını söndürmek üzere olduklarını belirtmeye kalkarlar. Ama Andy çok kesin bir emir vererk ekibin binadan dışarı çıkmasını sağlar. Onlar binadan dışarı çıkar çıkmaz da, bina içinde müthiş bir patlama gerçekleşir ve her yer alt-üst olur.
     Peki Andy bunu nasıl hissetmişti? Andy’nin beyni, bina içindeki yangını geçmişte gördüğü tüm diğer yangınlarla kıyaslar. Bina içinde portakal renkli duman vardır; binanın içi cayır cayır yanmasına rağmen hiç yanma hışırtısı duyulmamaktadır; ve binanı kapısını ilk açtıklarında bir tuhaf bir koku algılamışlardır. Andy’nin beynindeki hücreler tüm bu kritereleri dikkate aldıklarında, ortada anormal bir durum olduğu kanısına varırlar ve Andy’yi uyarırlar ve dışarı çıkmasını sağlarlar.  İşte 6. his denilen olgu böyle gerçekleşir.
    Bu genelleme, doğa ve dünyamızın sürekli bir değişim-dönüşüm sistemi içinde olmasının doğal bir sonucudur. Sadece beyindeki hücreler çevrelerinde neler olup-bittiğini araştırmak için uğraşmazlar; doğadaki her varlık, her atom, her molekül, çevresinde kendisini etkileyebilecek kuvvet türlerini (çeşitli türlerdeki enerji yığışımlarını) algılar ve olasılık hesapları yaparak kendine bir yer ve yön belirler. Bu nedenle bir çekül bulunduğu sistemin ağırlık merkezine, veya bir mıknatıs manyetik kutba yönlenir.
    Biz insanlar, sadece kendimizi akıllı ve bilgili görmeye şartlandırmışız. Şimdi son yapılan bir araştırma sonucunu aktararak, bitkilerle parazitleri arasındaki ilişkiye (bilgi oluşturmaya) dayalı karşılıklı taktik savaşlarına bir örnek vermek ve bitki dediğimiz varlığın ne derecede bilinçli davrandığını göstermek istiyorum.
    Nicotiana attenuata isimli bitkinin yapraklarını Manduca sexta adlı bir tırtıl yer. Geocoris pallidens adlı böcek ise o tırtıllarla beslenir. Bitki, tırtıllardan korunmak için, ısırıldığı anda “green leaf volatiles (GLVs)” adı verilen bir koku yayar. Ancak bitki bu kokuyu, kendisini ısıran tırtılın ağzından çıkan salgının bileşimini analiz ederek, o salgıyla birleştiğinde tırtılın kimliğini ele veren özel bir kimyasal bileşim olacak şekilde salgılar! Bitkinin salgıladığı bileşim tırtılın ağzından çıkan salgılarla birleştiğinde, Geocoris böceğini çeken bir kokuya dönüşür ve çevredeki Geocoris’ler tırtılın peşine düşer! (Allmann & Baldwin 2010).
  Doğadaki tüm varlıklar arasında bu şekilde karşılıklı bilgi edinmeye dayalı ilişkiler vardır. Bizim beynimizdeki hücrelerimiz de, bedenimizin nelere bağlı, nelerle iyi, nelerle kötü ilişkilerde olması gerektiği konularında milyarlarca faktörü değerlendirip, sorunlarına en iyi çözüm yollarını arayan bir “hesaplama aracıdır”. Hem de yaşanan deneyimlerden yararlanarak bedenin davranışlarını kontrol altına almaya çalışan bir kumanda merkezidir.
    Beyinde milyarlarca hücre vardır ve her bir hücre farklı görevler üstlenmiştir. Beyindeki her bir nöron, ortalama on bin farklı faktörü değerlendirip bir sonuca varır ve ulaştığı sonucu ilgili diğer nöronlara bildirir (Siegel 1999). Dolayısıyla, beyindeki her bir nöron, diğer milyarlarca nöronun neler yaptığını bilmek zorundadır, çünkü ulaştığı sonucu, ilgili olanlara iletemediğinde bedendeki denge ve düzen bozulmaktadır. 
    Beynimizin 1 topluiğne başı büyüklüğündeki bir kısmında on bin ila yüz bin kadar nöron bulunur. Ve tüm beyinde yaklaşık yüz milyar nöron vardır. Bu nöronların her biri belli türde bir bilgi işler. Bilgi işlemeyen nöronlar yok olurlar, yani beyin “ya kullan, ya kaybet” prensibiyle çalışır. Kullanılmayan devreler, silinip-yok olurlar. Beyinde her gün yaklaşık bir milyon yeni bağlantı yapılır (Hougan & Altevogt 2008).
  Milner, Squire, ve Kandel’in (1998)  belirtikleri üzere, her bireyin beyin yapısallaşması, o bireyin yaşadıklarına bağlı olarak gelişir ve tüm diğer bireylerden farklı olur. Bu nedenle bireylerin beyin yapısallaşmaları, bireyin yaşam öyküsüne göre şekillenir. Beyin yapısallaşması da çocuk daha ana karnında iken başladığına göre, şimdi cenin döneminden başlayarak, bir insanın kişiliğini belirleyen beyin yapısallaşmasının ana hatlarını görelim.
    Döllenmeden sonraki 3. haftada beyin oluşmaya başlar ve 30. günde sinir sisteminin ana hatları belirginleşmiş olur (Bloom & Lazerson 1988). Beyindeki nöronların birbirleriyle bağlantı sayısı çocuk doğduğunda çok azdır. Bağlantı sayısı az olmak zorundadır, çünkü çocuğun hayatta nelerle karşılaşacağı henüz bilinmemektedir. Çocuk geliştikçe, yaşadığı deneyimlere uygun olarak beyindeki hücreler birbirleriyle bağlantı sayılarını artırırlar ve oluşturulan o bağlantılara göre de çocuk davranışlarda bulunur.
    Nöronlar arasında bedenin nasıl davranması gerektiğini belirleyecek ilişki sistemlerinin bu şekilde düzenlenip-geliştirildiği, gözlemsel araştırmalarla denetlenip-ispatlanmıştır. Şöyle ki: Sonografik yöntemlerle ana karnındaki bebeklerin görüntülenmesinin mümkün olmasından sonra bazı araştırmacılar, ana karnındaki ceninin yaşadıklarıyla, doğumdan sonraki çocukluk davranışları arasında bir paralellik olup olmadığını, yani cenin evresine ait verilerin beyin hücrelerince kayıt edilip- edilmediğini araştırmışlardır (Piontelli 1999). Sonuçlar beklendiği gibi olmuştur: Yani beyin, ana karnındaki deneyimleri kayıt altına almakta ve çocuğun doğumdan sonraki yaşamında etkili olmaktadır. (Örn. ikiz ceninlerin ana karnında birbirleriyle karşılıklı olarak dostça veya düşmanca davrandıkları ve bu davranışın ikizlerin doğumundan sonra aynı şekilde devam ettiği, vs. saptanmıştır. Böyle bir ikiz cenin hamileliğinde, doğuma iki hafta kala, ceninlerden biri ölmüş ve diğer cenin iki hafta süreyle cansız duran kardeşini sürekli yoklayıp, onun hareketsiz kalmasından duyduğu rahatsızlığı, doğum sonrası bebeklik döneminde bir fobi halinde yaşamaya başlamıştır. Şöyle ki, yürümeye başladıktan sonra, çevresinde rastladığı her nesneyi eline alıp sallamakta ve o nesneyi hareket ettirmeye, canlandırmaya çalışmaktadır  (Piontelli 1999))
    Bir çocuğun beynindeki sinir sistemi hücrelerinin çevreleriyle etkileşim içinde yapısallaşmaları, ana karnında başlar ve doğumdan sonra da devam eder. Birinci yaşın sonuna kadar sinir sistemi hücreleri sadece “sympathetic” (sempatik) denilen hızlandırıcı (teşvik edici) bir iletişim hattı kullanırlar.  Bu hat hep gelişme, artırma, büyüme, vs. gibi sürekli ilerleyici (motorlarda gaz pedalı işlevi görücü) işlemlerde kullanılan bir hattır. Çocuk ikinci yaşına girdiğinde, engelleyici ikinci bir hat devreye sokulur, ona da “parasympathetic” (parasempatik) hat denir ve motorlardaki fren pedalı işlevini görür. Bir yaşına kadar çocuklar çişlerini tutamazlar, çünkü frenleme sistemi olan parasempatik hat henüz devreye girmemiştir. Çocuklar yaklaşık 1 yaşından sonra yürümeye başlarlar, çünkü yürüyen bir çocuğun bir tehlike karşısında durması için (parasempatik)  frenleyici hattın işletimde olması gerekir. Yani birinci yaş sonuna kadar çocuğa, durdurucu veya engelleyici bir işlem yaptıramazsınız, çünkü  (parasempatik)  frenleyici hat henüz olgunlaşmamıştır. Utanma, ayıp, vs gibi duygular da ancak bu devrenin faaliyete geçmesinden sonra oluşur ve çocuğun kendi kendini kontrolü gelişmeye başlar.
    Yaşa bağlı olarak gelişen diğer bir önemli  faktör de, sağ ve sol beyin denilen beyin yarılarının faaliyetlerinin birbirleriyle koordinasyona sokulması zamanıdır. Önce sağ ve sol beyin yarıları hakkında temel bir bilgi verelim. Sağ beyin vücudun sol tarafını, sol beyin ise sağ tarafını kontrol eder. Örneğin, sol kolu felç olan birinin sağ beyninde bir hasar var demektir. Bunun haricinde sağ ve sol beyinler arasında başka görev dağılımı farkları da vardır. Sol beyin genellikle sayısal, sözel faktörleri değerlendirir; örneğin, kullandığımız tüm sözcükler sol beyinde depolanıp, işlenirler. Bu nedenle, konuşma merkezi de sol beyindedir. Sağ beyin ise genellikle yüz ifadeleri, ses tonları gibi sayısal-sözel olmayan (duygusal) verilerle uğraşır.  Ancak bilgilerin işlenmesi ve değerlendirilmesi her iki beyin yarısının da işbirliği ile olur. Sol beynin daha çok ‘yakınlaşıcı’ (dar bir bakış açısı ile), sağ beynin ise daha çok ‘uzaklaşıcı’ (genel bir bakış açısı ile) olaylara yaklaştığı şeklinde gözlemler yoğundur (Siegel 1999). Üç yaşının sonuna kadar, bir çocuğun sağ ve sol beyin yarıları ayrı ayrı çalışacak şekilde işlev görürler, çünkü sağ ve sol beyni birbirleriyle bağlayan ve aralarında bilgi alış-verişini sağlayan “corpus callosum” üç yaşından sonra devreye girer.  Bu nedenle çocuklar ancak 4 yaşından itibaren daha bütüncül ve çevrelerini dikkate alacak şekilde davranmaya başlarlar. 






1 yorum:

  1. Örnek olayın tarihi 5 Oct.2001 olmalı ve video linki farklı bir yangını anlatıyor..Düzeltilmesi ricasıyla.

    YanıtlaSil