DOĞADAKİ OLUŞUMUN ÖZETİ

dom (23)-   Doğadaki oluşumun özeti:  “wave structure of matter = Varlıkların Dalgalanmalı (salınımlı) yapısallaşması”


    Sürekli değişim-dönüşüm içindeki doğanın ve dünyamızın bu hareketliliğini anlamak için, kuantum fiziğinin nasıl geliştiğine bakmak gerekir.
    Kuantum kavramının ortaya çıkışıyla, elektron, foton gibi temel öğelerle yapılan deneyler, “atom-altı-parçacıklar” olarak tanımlanan bu en temel doğal sistem öğelerinin sabit bir yapısallıkta olmadığını ortaya koymuştur. Sabit bir yapıda olmamaları demek, bu temel öğelerin durumlarının sürekli değiştiği anlamına gelmektedir. Kâh var, kâh yokmuş gibi görünmektedirler. Kuantsal öğelerin bu değişkenlikleri, Schrödinger (1926) tarafından, onların sürekli bir salınım (dalgalanma – wavicle) içinde oldukları şeklinde yorumlanmış ve meşhur Schrödinger denklemi ortaya çıkmıştır. Schrödinger’in denklemi, kuantum fiziğinin en temel formülü olmuştur.
    Oluşturduğu bu formülün proton, nötron, elektron, foton gibi varlıkların temel yapıtaşlarının davranışlarını açıklaması, Schrödinger’in doğaya bakış açısını değiştirmiş ve bu temel öğelerin sürekli salınım içinde olmalarından giderek, doğadaki tüm yapısallaşmaların köpüksü (Schaum-Struktur) şekilde, yani sürekli değişkenlik içinde olmaları gerektiğini savunur olmuştur. Yani, kuantum fiziğinin oluşumunda büyük katkıları olan Schrödinger, doğayı ve dünyamızı sabit yapılı ve dokulu bir sistem değil, sürekli değişim-dönüşüm içinde olması gereken bir sistem olarak tasarlamıştır.
    Ancak, genelde insanlar gelenek ve göreneklerin etkisiyle programlanıp-yönlendirildiklerinden, doğadaki ve dünyadaki varlıkların kendi-kendilerini “information & self-organisation” yöntemiyle örgütleyip-geliştirebileceğini bir türlü kabullenememişlerdir. Çünkü tüm geleneksel hayat görüşleri, doğadaki oluşturucu-yönlendirici gücü, varlıkların dışında olduğunu varsaydıkları “vis plastica” olarak tanımlanan  “olağanüstü güçlü-kuvvetli-bilgili” (omnipotent= her şeye kaadir, omniscient= her şeyi bilen, omnipresent= her an her yerde olabilen)  bir yaratıcı-yontucu-şekillendirici varlık şeklinde tasarlamışlardır. “Vis plastica”, bir heykeltıraş gibi, maddeleri şekillendirerek doğayı oluşturan şekillendirici kuvvet anlamını taşır.
    Bu tür bir temel hayat ve doğa görüşü ile simetrileri kırılıp, ona göre sabitleştirici  –katı bir tutum içine sokucu- ve köleleştirici işlemlere uğrayan insanlar (ister fizikçi, biyolog vs. olsun, ister din adamı olsun), doğadaki oluşum mekanizmasını bir türlü gerçeğe uygun şekilde açık ve net ifade edememişlerdir.
    Bu nedenle:
    ►fizik deneylerinin, varlıkları oluşturan temel öğelerin “kuantların temel özellikleri” başlığı altında açıklanan özelliklere sahip olduklarını çok net bir şekilde göstermelerine;
   ► ve dinamik sistemler fiziğinin, doğadaki tüm oluşum ve gelişimlerin “information & self-organisation” esasları çerçevesinde gerçekleştiğini ispatlamasına rağmen, insanlık hâlâ temel eğitim sistemini asırlar öncesinin doğal ve hayat görüşüne göre yürütmektedir. Bu hatalı doğal sistem görüşlerine göre simetrileri kırılıp köleleştirilen ve sabitleştirilen insanlar da, doğal sistemi bir türlü anlayamamaktadırlar.

    Schrödinger’den sonra en son, Wolff (1998, 2008) doğal sistemin dalgalanma yapılı (wave structure of matter) şeklinde olduğunun fiziksel argümanlarını ortaya koymuş ve Schrödinger’in “Schaum-Struktur” görüşünün doğru olduğunu, “Schrödinger’s Universe = Schrödinger’in Evreni” adını verdiği kitabında ifade etmiştir.
    Şimdi, bu temel fizik verileri ışığında, doğadaki varlıkların iç yapısallaşmalarının nasıl olduğunu, bir şekil üzerinde gösterip açıklayalım.
    Örnek olarak, hepimizin bildiği tuz kristalini ele alalım. NaCl kimyasal formülüyle bilinen tuz kristalinde sodyum (Na) ve klor (Cl) elementleri, 3-boyutlu (3-eksenli) bir geometrik yapıda dizilirler. İki Na atomu arasındaki mesafe, en küçük kristal öğesini tanımlayan “birim-hücre” olarak bilinir ve yaklaşık 5.64 angström kadardır. (Angström 10-8cm.)

Şekil 23.1

Şekil 23.1: Doğadaki yapısallaşmalar Schrödinger’in terimiyle “köpüksü bir dokuda”, Wolff’un terimiyle “wave-structure = salınımcı bir yapıdadır”.
> (A) şeklinde, doğadaki 3-boyutlu, dolayısıyla 3-eksenli yapısallaşma sistemi ve bu sistemi başlatan kuantsal salınımcılar;   
> (B) şeklinde, tuz kristalindeki Na ve Cl atomlarının sıralanış şekli ve atomlar arasındaki uzaklık (birim-hücre boyutu yaklaşık 5.64 angström (A0)dür).
> (C) şeklinde, her bir atomun sürekli salınım içinde olma durumu ve atomların birbirleriyle etkileştikleri (haberleştikleri) (Wolff 2008den).
> (D) şeklinde ise, canlılar âleminin temel öğelerinden olan proteinlerin, çevre koşullarına göre nasıl şekil değiştirdikleri ve bir mekanik alet gibi işlevler yaptıkları gösterilmektedir.  

    Sonuç olarak şunu vurgulamak gerekir: Bizim cansız diye düşündüğümüz taş, toprak, vs. gibi maddeler, cansız değildirler, içlerinde yaşam ve hareketlilik vardır. Her bir varlığın yüzeyinde plasmon denilen ekstra bir sinyal sistemi oluşur ve biz onun için bir tuz kristalini, bir yaprağı, bir elmayı birbirinden farklı nesneler olarak algılarız.
    “Tabana Dayalı Karşılıklı Bağımlılık Dereceleri ve Katalizör Etkisi” başlıklı bölümde vurgulandığı üzere, her varlık, bağımlı olduğu enerji kaynağı türleriyle nasıl etkileşim oluşturacağının kayıtlarını tutmak zorundadır. En temel enerji kaynağı da kuantsal öğeler olduklarından, sonradan oluşan molekül, kayaç, hücre, hayvan, vs. gibi tüm üst-düzey varlıklar, hem kendi iç bileşenleri arasında, hem de çevredeki diğer varlıklarla sinyal alış-verişlerinde bulunmak zorundadır. Bu zorunluluk ise, varlıkların yapısal durumlarının sürekli bir hareketlilik, yani salınımlı yapı, Wolff’un terimiyle “wave-structure” içinde olmasını gerektirir.
     Bileşenlerden kökenlenen bu canlılık ve yaşam başlangıcı etkinliği, günümüz dünyasında kendini tam anlamıyla göstermektedir. İnternet dünyasında, tabandaki bireylerden kökenlenen binlerce aktivite, toplum hayatını yönlendirir olmuştur. Facebook, twitter, you-tube, yahoogroups, google vs. çerçevesinde binlerce farklı fikir ortaya atılmakta ve insanları etkilemektedir. Liderli sistemler bu tür aktivitelerden zararlı gördüklerini kapatmaya çalışmaktaysalar da, uzun vadede, tabandan (halktan) kökenlenen bu girişimler gittikçe artacak ve toplumsal sistemi içten fethedecektir. Çünkü doğal sistemde yönlendirici, hayat verici, kuvvet oluşturucu temel faktör, bileşenlerin bizzat kendilerindedir. Onun için, doğa ve dünyamız sürekli değişim içinde (yani wave-structure)  olmaya devam edecektir.


1 yorum:

  1. Doğal sistemde yönlendirici, hayat verici, kuvvet oluşturucu temel faktörün bizzat bileşenler olduğunu farketmek hem insanı rahatlatıyor hem de sorumluluğu artırıyor:-)
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil